Birçok kez Anıtkabir’i ziyaret ettim ama hayatımda ilk kez 2007 yılında 10 Kasım’ı Anıtkabir’de geçiriyorum. İlk resmi törenden sonra halkla birlikte arslanlı yoldan ilerlerken Atatürk’ün hoparlörlerden yükselen nutku eşliğinde önümde giden ve arkamda gelen onbinlere hayranlıkla bakıyorum. Dünyanın başka neresinde ölümünden 70 yıl sonra bile milyonlarca insan tarafından bu kadar özlemle ve saygıyla anılan bir lider vardır diye düşünüyorum kendi kendime..

2008 yılının 10 Kasım’ında ise müşteri ziyaretine giderken otoyolda denk geliyorum ve tam 09.05’te arabamı durdurup kornaya basmaya başlıyorum. Uğruna tüm insanlığın, fabrikaların, hayatın durduğu, ülkedeki tüm bayrakların yarıya indiği başka bir lider var mıdır diyorum kendi kendime…

Ata’sının izinde…

Ata’sının izinde…

Bu sene 10 Kasım’da ise Dolmabahçe’yi ziyaret etmek istiyorum. Salı sabahı Kabataş’taki ofisimizdeyiz ve sadece Muzaffer benimle geliyor Dolmabahçe’yi ziyarete. Sarayın kapısında rozetler ve karanfiller dağıtılıyor, ufacık çocuklar tek sıra olmuş, ellerinde bayraklar, önlerinde öğretmenleri ile beraber  elele tutuşmuş saraya doğru ilerliyor. 09.05’te sirenler çalmaya başlıyor, Ata’nın yatağının başucunda İstiklal Marşı’mızı söylüyoruz, gözlerim doluyor yine.

Ama içimde bir huzursuzluk var bu sefer, sanıyorum artık O’nun yokluğunu daha çok hissetmeye başlıyoruz, sanki bir vicdan muhasebesi yapar gibi kendimi sorgulamaya başlıyorum. Acaba O’nu yeteri kadar anladık mı diye soruyorum. Atatürk’ü anlamak için, annesinin babasının adını, çocukken kovaladığı kargaları, iki tane sözünü öğrenip ezberlemek, arabanın arkasına K.Atatürk imzasını yapıştırmak, koluna aynı imzayı dövme yaptırmak veya arabayı alıp tam 09.05’te Boğaziçi Köprüsü’nün tam orta yerinde durup trafiği kilitlemek yetmiyor sanki… Bir eksiklik var ama ne olduğunu sorgulamaya başlıyorum.

Son zamanlarda sıklıkla duymaya başladığım cümleler geliyor aklıma. “Ah Atatürk şimdi hayatta olsaydı, on sene daha yaşasaydı, bir Atatürk daha gelmez artık vs.”, ve bu cümleleri artık gençlerden de duymaya başlıyorum. Herkes hala Atatürk’ün birşeyler yapmasından veya yeni bir Atatürk’ün gelmesinden medet umuyor gibi umutsuz, çaresiz bir bekleyişte sanki..

Acaba tüm bunlar yerine O’nun özlemini, vatan sevgisini, ileri görüşlülüğünü, vizyonunu, dünyaya bakışını, bu ülke ve bu ülkenin insanı için hayal ettiklerini daha iyi anlayabilmek ve birilerinden medet ummak ve sorunun bir parçası olmak yerine çözümün parçası olmayı denemek gerekmez mi diyorum…

Atatürk’ün 80 yıl önce dediği gibi Türk milleti gerçekten zeki ve çalışkan.  Bugün dünyanın heryerinde, bütün uluslararası dev firmaların yönetiminde Türk gençleri görev almaya başlıyor. Atatürk’ün, küllerinden yeniden yarattığı Türk Milleti’nin gençleri, içinde bulunduğu durumu analiz edebilecek, sorumluluk alabilecek, aksiyona geçebilecek ve bu vatan için birşeyler yapabilecek potansiyele fazlasıyla sahip. Sanırım bu işin sırrı, kendi içimizde ayrılıklar yaratmak yerine, bu toprakların her yerindeki duygulara, mutluluklara ve acılara ortak olabilmeyi öğrenebilmek, huzuru ve barışı sağlayabilmek için uğraşmak ve hergün bu ülke için birşeyler yapmaya çalışmaktan geçiyor.

İşte tüm bunların farkına varabilmek ve birşeyleri değiştirebilmek için daha nice 10 Kasım’lar gerekiyor Türk gençliğine, her 10 Kasım’da O’nu daha iyi anladığımızı ve O’nun hayalleri ve özlemlerini gerçekleştirebilmek için daha çok çalışmamız gerektiğinin bir kez daha farkına vardığımızı düşünüyorum. İşte bu yüzden seviyorum ben bu 10 Kasım’ları…

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir