Tarih 17 Mayıs 2000, Londra’da öğrenciyim, hayal meyal hatırlıyorum o sabahı, huzursuzum, okul yok, sınavlar başlamış, calışmıyorum o gün,  şuursuzca geziyorum sokaklarda, akşam maçı seyredebilecek bir pub arıyorum,  ben oradayım ama aklım Kopenhag’da. Bahisçiler Arsenal’e 1.45,  Galatasaray’a 2.30 veriyorlar. Yemek yiyemiyorum, nefes alamıyorum, zaman geçmiyor, ingilizler barlarda içmeye başlamış, yer bulamıyoruz, ne tesadüftür ki saatler yine 20.45 ve Hasan’ın evinde televizyonun karşısındayım, içkilerimizi, çerezlerimizi almışız ama ben koltuğun önünde ayaktayım ve tırnaklarımı yiyorum. Allahım başlasın artık şu maç!!..

Savarona Monaco Marina’ya yanaşıyor

Savarona Monaco Marina’ya yanaşıyor

Hakan’ın topu direkte patlıyor, Taffarel devleşiyor, Henry çıldırıyor, Bülent kolunda sargı ile savaşıyor, Hagi kırmızı kart görüyor, 90 dakika 90 yıl gibi geliyor. Uzatmaya kalmasın, dayanamam diyorum, koltuktaki döşemeden ipleri söküyorum, duvarları yumrukluyorum, saçlarımı yoluyorum. Penaltılara kalıyoruz, yerde dizlerimin üzerinde ve ter içinde titriyorum, Suker kaçırıyor, Vieira kaçırıyor. Haydi Popescu, haydi oğlum at şunuuuu!! Elimde şarap bardağı, dua ediyorum.. Attı işte, attı işte diye bağırıyorum, yıllardır ilk kez sevinçten ağlıyorum. Galatasaray UEFA Şampiyonu.. Fatih hoca “konuşurken güçlük çekiyorum” diyor, ben konuşamıyorum bile… Kupa töreni başlayacak ama ITV reklam giriyor, küfür ediyorum, görmeliyim bu töreni… 6 yaşından beri sevdiğim o renkler, simdi o muhteşem kupayı ellerinde tutuyor, inanamıyorum… Hemen sokağa dökülüyoruz, ah şimdi Taksim’de olsam diyorum ama her yer ingiliz dolu, Hasan beni tutuyor ben hala “We are the best” diye haykırıyorum Londra sokaklarında, cok içmişim, kızıyorum kendime, maçta olmalıydım şimdi, zamanında almalıydım o lanet olası vizeyi… Neuchatel maçını hatırlıyorum, 13 yaşındaydım ve o yaşta açık tribündeydim “Seni Sevmeyen Ölsün” diye bağırdığımı hatırlıyorum ama bu maça gidemiyorum, şimdi Kopenhag’da olmalıydım ama olsun kupa bizde ya, daha ne isterim…Super Kupa maçına kesinlikle gideceğim diyorum…

Tarih 25 Agustos 2000, bütün paramı biriktirip, İstanbul’dan maç bileti aldırıyorum, sabah erken saatte Monaco’ya iniyoruz. Fazla paramız yok, ortalıkta geziniyoruz, etraf gurbetçilerimizle dolu, kebapçılar, dönerciler, bayrakçılar, her yer Türk’lerle dolu. Yat limanını geziyoruz, marinadaki trilyonluk yatları seyrediyoruz. Real Madrid taraftarları marinadaki cafeleri doldurmuş bizi seyrediyorlar, sanki bir üçüncü dünya ülkesiymişiz gibi alaylı bakışlarla gülüyorlar. Ansızın derinlerden bir yerden tanıdık bir ses duyuyoruz, gittikçe artan bir şekilde Galatasaray Marşı çalıyor.. O da ne, bir anda kanımız donuyor, marinanın açıklarında tepesinde dev bir ay-yıldızlı bayrak, Sarı-Kırmızı renklere bürünmüş muhteşem Savarona “Re-Re-Re Ra-Ra-Ra Galatasaray Galatasaray Cim Bom Bom” nidalarıyla marinaya giriyor….Tüylerimiz diken diken oluyor, göğsümüz kabarıyor. Bu benim güzel ülkemin, Türkiye’min kurucusu büyük Atatürk’ün yatı diyorum yanımdaki Fransız’a, bunlar da büyük Galatasaray taraftarı, Galatasaraylılık budur işte !… Şaşırıyor, ağzı açık bir şekilde Savarona’yı seyrediyor. Bir anda diğer yatların küçüldüğünü görüyorum. Çok güzel bir gece olacak, hissediyorum…

Sonunda tribündeyiz, saatler gene 20.45’i gösteriyor, alışkanlık yaptı, biz bu saati seviyoruz artık.. Heyecan gene başlıyor, iki penaltı golü ve gene uzatmalara kalıyor maç. Bu sefer Jardel çıkıyor sahneye ve top ağlarda….Herkes sahaya giriyor, ama bitmedi ki diyorum kendi kendime, sonra birden hatırlıyorum, altın gol bu, bitti işte, bitti diye bağırıyorum…

Maç çıkışı Paris trenini kaçırıyoruz ama olsun, ama Monaco sokaklarında çılgın Türkler gibi eğleniyoruz, Galatasaray Şampiyonlar Şampiyonu…

Arslan yürekli kahramanlarımız gerçekleri tarihin unutulmaz sayfalarına bir kez daha işte böyle yazıyor…

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir