Rusya

P1010020-680x909

2005 yılının Aralık ayında iş seyahati için bir haftalığına Moskova’ya gidiyorum. Tabii ki herkes Moskova’ya yaz aylarında gitmek ister ama ne yazık ki bu karanlık ve soğuk kış günlerinde burada birkaç gün geçirmek zorudayım.

Rusya Federasyonu yaklaşık 17 milyon  km² lik yüzölçümü ile dünyanın en geniş ülkesi. Tabii Çin, Hindistan, Endonezya gibi ülkeler sayesinde nüfus sıralaması olarak 140 milyonluk nüfusu ile dünyada sekizinci sırada.

Moskova…

Yaklaşık 15 milyona yakın nüfusuyla, Moskova giderek popüler olan ve büyüyen bir başkent. Şehrin merkezindeki görkemli mağazalar, pahalı ve şık restoranlar, yollardaki milyon dolarlık lüks otomobiller kadar, merkezden uzaklaştıkça ortaya çıkan yoksulluk ve sefalet, ülkedeki gelir dağılımının ne kadar bozuk olduğunu gözler önüne seriyor.

Hani her gittiğimiz ülkede “Buna trafik mi diyorsunuz, siz İstanbul’a gelin de görün” diyoruz ya, işte Moskova’da bunu diyemedim. Şehrin etrafını çeviren 3 tane ayrı otoban var ve bir tanesi tam 12 şeritli, buna rağmen günün her saati bir keşmekeş var, her yerde arabalar üstüste, boşluğu bulan dalıyor. Ne kurallara uyan var, ne diğer sürücülere ve yayalara saygı duyan var, herkes kendi derdinde. Bu korkunç trafik bizde de var ama Moskova’nın avantajı mükemmel bir metrosu olması. Toplam 298km uzunluğundaki her bir istasyonu bir sanat galerisini andiran, “lan burası metro mu, müze mi?” diyeceğiniz Moskova metrosu gerçekten görmeye değer. 10 ayrı hat, toplam 180 istasyon var ve günde 10 milyon yolcu taşınıyor, yani Londra ve New York metrolarından bile daha çok yolcu taşınıyor.

Toplu ulaşım dışındaki en konforlu ulaşım taksiler. Moskova’nın sarı taksileri var ama bunları görmeniz neredeyse imkansız. Hem trafikteki araç sayısını azaltmak için, hem de insanlara ve ülke ekonomisine katkısı olduğu için hükümet korsan taksileri serbest bırakmış. Elinizi kaldırıyorsunuz, yüzde 90 bir Lada önünüzde duruyor. Eğer şöför Özbek, Azeri, Türkmen vs ise anlaşabiliyorsunuz, değilse tarzanca anlaşıp çok ucuza seyahat edebiliyorsunuz. Gideceğiniz yeri doğru telaffuz ettiğinizi sanıyorsunuz ama şöför hala size mal gibi bakıyorsa bilin ki saçmalamışsınız, o yüzden gideceğiniz yerin kiril alfabesi ile yazılmış ismini mutlaka yanınızda bulundurun.

Havalimanından bindiğimiz sarı taksi ile allahtan ki yine şehrin havalimanı gibi kuzeyinde olan otelimiz Iris Congress Otel’e ulaşıyoruz. Resepsiyondaki beton suratlı ukala kıza “Özür dileriz binlerce dolar verip beş yıldızlı otelinizde kalmak istedik, rahatsız ettik kusura bakmayın, odamıza geçebilir miyiz lütfen?” dedikten sonra ikna oluyor ve anahtarlarımızı alıp odalarımıza yerleşiyoruz. Ben miyim müşteri o mu belli değil ama sonradan anlıyorum ki Rusların genel karakteri bu, misafirperverlik veya güleryüzlü insan bulmak zor.

Otele öğleden sonra yerleşiyoruz ve akşama kadar işim yok. Gittiğim her ülkedeki en büyük zevkim dışarı çıkıp saatlerce şehri keşfetmek ama burada ne mümkün, hava yaklaşık -15 derece soğuk. Otelden dışarı çıkıyorum, rahmetli Barış Manço’nun şarkısındaki gibi “ Hava ayaz mı ayaz ellerim ceplerimde” ama türkü tutturmak yerine küfür ediyorum. Otelden çıkıp yaklaşık 500m kadar yürüyorum ama şehrin dışında görebilecek tek bir yer bile yok. Sokakta sadece 3-5 rus var ve onlar da “kim bu gezinen salak” der gibi bana bakıyor, hemen elimi kaldırıyorum, birkaç dakikaya kalmadan önümde bir araba duruyor, ama Lada değil, sonradan öğreniyorum ki bir Rus markasıymış. Tabii ki adam İngilizce bilmiyor, “city center”, “centrale”, “Kremlin”, “Lenin” vs 5-6 kelimeden sonra adamın merkeze gitmek istediğimi anladığını sanıyorum. Cep telefonuna rakamları yazarak sonunda 600 Rubleye (yaklaşık 30 TL) anlaşıyoruz, bakalım adam beni nereye götürecek !

Şöför beni Kremlin meydanı yakınlarına kadar götürüyor. Etraftaki lüks binalar ve otomobilleri görünce şehir meydanına geldiğim inancıyla iniyorum taksiden ve yürümeye başlıyorum. Moskova çok pahalı bir şehir. Konaklama, ulaşım, yemek, hele alışveriş, herşey neredeyse Istanbul’un 2-3 katı pahalı. Bu pahalılıkta ve aldıkları üç kuruş parayla fakir Rus insanlarının nasıl hayatta kaldığını anlamak çok zor.

Hemen Kızıl Meydan, Kremlin Sarayı ve Lenin’in mezarını görmek için merkeze doğru ilerliyorum.

Kızıl meydanın bulunduğu bölgede gezilebilecek 4 ana yer var. Bunlar Kremlin Sarayı, Aziz Vasili Kathedrali, Lenin’in mezarı ve GUM alışveriş merkezi.

Kremlin Rusça’da “kale” demekmiş ve bu kalelerin en tanınmışı Moskova Kremlini, o yüzden buraya Kremlin Sarayı deniyor. Saray Moskova’daki ırmaktan 40m yüksekte bulunan devasa bir alana yapılmış ve etrafı 20m yüksekliğindeki 2km boyundaki duvarla çevrilmiş. Saraydaki en önemli yerlerden birisi, içerisinde dünyanın en büyük çanı olan 218 ton ağırlığındaki Çar Kolokol’un da bulunduğu Büyük İvan Çan Kulesi’dir.  Putin’in çalışma ofisi, hükümet binaları, birçok kilise ve kathedral Kremlin Sarayı’nın içerisinde bulunuyor, mutlaka görmeye değer. Sarayı baştan başa gezmek istiyorsanız biletinizi bir gün önceden garantiye alın, yoksa sanal gezinti biletine kalabilirsiniz. Sarayın içinde kurallar sert, çizgilerin dışına çıktığınız anda Rus polisi elinde copla size doğru geliyor, her ne kadar bünyemiz Türk polisinin coplarına alışkın olsa da bu herifler daha bir korkunç, ne yapacakları belli olmuyor, dikkat!

Hani Kızıl Meydan’ın girişinde bulunan, soğana benzeyen rengarenk kubbeleri ile Disneyland’ı andıran ve genel olarak Kremlin Sarayı ile karıştırılan yapı var ya, işte onun anın asıl adı Aziz Vasili Kathedrali. 1500’lü yıllarda Korkunç Ivan tarafından yapılmış ve sekiz ayrı kubbe ile sekiz ayrı zaferi simgeleyen Kathedral bugün müze olarak kullanılıyor.

Kızıl Meydan’ın sol tarafında, 1930 larda tamamlanan Lenin’in anıt mezarını bulabilirsiniz. Sağ tarafta ise Devlet Satış Mağazaları olarak ta bilinen GUM alışveriş merkezini ziyaret edebilirsiniz.

Akşam yemeği için güzel bir restoran bulmak ve Rus yemeklerini tatmak istiyoruz. Pirelli’nin Rusya müdürü Sergey bizi ünlü caddelerden birinin üzerindeki geleneksel Rus restoranına götürüyor. Restoranda hiçbirşey ingilizce olmadığı için restoranın adını ne okuyabiliyorum ne de telaffuz edebiliyorum. Daha masaya oturur oturmaz buzluktan çıkarılmış votka servisi başlıyor, önce meşhur Rus çorbası “borscht”u deniyoruz. Menüyü pek anlamadığım için risk almak istemiyorum ve balık menüsündeki somonu seçiyorum. Bir somonu ne kadar rezil edebilirler ki? :) Şansıma çok güzel bir ızgara somon geliyor, yanında servis edilen rus havyarı ve salata ile güzel bir ziyafet çekiyoruz. Ardından gelen hesabı görünce dudağımız uçukluyor ama şirketimiz sağolsun…

Yemekten sonra otele dönüyoruz ve saat 23.30 gibi Moskova gecelerine akmak için hazırlanıyorum. Biraz bilgi almak için lobiye iniyorum, lobi onlarca sarışın güzel hatunla dolmuş, hayırdır inşallah demeden bir tanesi yanaşıyor. Tabii ki ingilizce bilmiyor ama mimiklerden anlıyorum ki benim aradığım kişi bu değil :) Resepsiyondaki beton suratlı kız gitmiş yeni bir kız gelmiş, son bir umutla ona yanaşıyorum. Nereye gidilir, ne yapılır gibi sorular soruyorum, bana birkaç yerin broşürünü veriyor ama “Buralar çok pahalı sen yine de Karma Bar’a git, metro ile gidebilirsin” diyor(sanırım). Dışarı çıkıp metro istasyonuna doğru yürüyorum, tam istasyona girecekken 4-5 tane sarhoş arasında bir kavga çıkıyor ama öyle böyle değil. Hepsi sarhoş ve bir adamı feci şekilde dövüyorlar. Hemen uzaklaşıp yol kenarına geçiyorum ve elimi kaldırıyorum, birkaç dakika sonra bir araba duruyor ve resepsiyondaki kızın yazdığı kağıdı gösteriyorum, anlaşıyoruz sanırım :) Yaklaşık 20 dk sonra bir barın önünde duruyoruz, kiril alfabesi ile yazılmış ama Karma Bar gibi okunan bir yazı, doğru yerdeyiz. Acaba damsız alırlar mı diyorum kendi kendime, sonra bir anda Moskova’da olduğumu farkediyorum, içeride neredeyse erkek yok :) Kızlar çok güzel, içkiler çok ucuz ve içeride latin havası var, o gece latin gecesiymiş. O sıralar Tolga Han’dan öğrendiğim birkaç salsa figürünü sergileyince bir anda popülaritem artıyor. Kimse ingilizce anlamıyor ama çok eğleniyorum o gece.

Ertesi sabah erkenden kalkıp Gostiny Dvor’daki fuara gidiyorum. O gün Pirelli standında ürün müdürü olarak görev alacağım ve Türkiye’de ürettiğimiz ve orada sergilediğimiz ürünleri tanıtacağız. Sabah 09.00 da fuardayım, Rusya ofisten Dmitriy ve Lena ile standda sohbet ediyoruz. Bir gün boyunca sadece iki kişi kablolar hakkında bilgi soruyor ve bütün gün lamba gibi bekliyoruz, inanılır gibi değil. Fuara gelen kişi sayısı çok az, gelenler de ya yanlışlıkla içeri girmiş gibi “Neredeyim lan ben” bakışıyla dolanıyor veya eşantiyon peşinde koşmaya gelmişler. Üç gün  boyunca bu işkenceyi çekiyoruz. Ulan yazın gelsem hadi bir nebze tolere ederim de Aralık ayında -15 derecede ne işim var benim burada yaaaa…

Sonunda fuar bitiyor ve dönüş günü geliyor. Otelden ayrılıp havalimanına gidiyorum. THY ile uçacağım için her türlü önlemi aldım, online check-in yapılmış, erkenden taksiye binilmiş, Moskova burası belli mi olur. Uçuştan 2 saat önce havalimanına geliyorum. Uçak saati geliyor, hadi artık diyoruz ama bir türlü ne olduğunu öğrenemiyoruz. Ruslar yine kapı duvar, ne yardımcı olan, ne bilgi veren var. Türkiye’deki THY yi arıyoruz ve öğreniyoruz ki bizi almaya gelen uçak hava muhalefeti nedeniyle Ukrayna’ya iniş yapmak zorunda kalmış. Yeni bir uçak Istanbul’dan gelene kadar bekleyecekmişiz. O havalimanında, o ruslarla hem de. Millet çıldırmak üzere, bize 20 USD lik yemek kuponları veriyorlar, anlıyoruz ki gecikme uzun sürecek. Yaklaşık 5 saatlik gecikmenin ardından başka bir uçak geliyor ve nihayet güzel yurduma dönüyorum.

Gezilen YERLER

✓ Kızıl Meydan
✓ Kremlin
✓ Lenin
✓ Moskova

NOT

Rusya Federasyonu yaklaşık 17 milyon km² lik yüzölçümü ile dünyanın en geniş ülkesi. Tabii Çin, Hindistan, Endonezya gibi ülkeler sayesinde nüfus sıralaması olarak 140 milyonluk nüfusu ile dünyada sekizinci sırada.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir