Nepal

IMG_0036-680x510

Yıllardır gezdiğim ülkelerde, tırmandığım dağlarda, katıldığım trekking gezilerinde herkesin bahsettiği dünyanın en yüksek dağlarına, Himalayalara gidiyorum artık. O kadar sure Londra’da arkadaşlık yaptığım Nepal’li Parbad ile bir türlü yapamadığımız seyahati, tanışmamızdan neredeyse tam 10 yıl sonra yapıyoruz.

Namasteee !

Sabah sekizde uçağımız Kathmandu’ya iniyor, 25 USD vererek vize alıyoruz ve kapıda tabii ki Parbad beni bekliyor. Taksimiz Parbad’ın 3 katlı temiz beyaz ve temiz evine yanaşınca annesi bizi kapıda karşılıyor. Boynuma ipek şeklinde incecik bir atkı (kutsal yazılar ve motiflerle işlenmiş) asıyor ve hoşgeldiniz dercesine selamlıyor (Namaste!)

Tapınaklar ve ölü yakma törenleri..

Bir iki saat evde dinlendikten sonra ilk iş olarak döviz bozduruyoruz. 1 USD = 75.60 Rupee. Daha sonra tapınakların olduğu bir bölgeye gidiyoruz, yol üzerinde otları ve çöpleri yiyen onlarca inek ve deli gibi etrafta koşturan yüzlerce maymun görüyoruz. Yüzlerce basamaktan tırmanarak yukarıda birçok farklı tapınağın olduğu bir tepeye çıkıyoruz. Tapınakların kapısında bulunan ve kendi ekseki etrafında dönebilen onlarca yuvarlak şeyi ellerimizle döndürerek içeri giriyoruz (racon öyleymiş.. ) İçeride Parbad bir iki rekat ibadet ediyor J sonra mum yakıp çıkıyoruz. Merdivenlerden inip tapınağın etrafını dolaşırken, havada uçuşan küller ve uzaktan kulağımıza gelen uğultulara doğru yöneliyoruz. Parbad bunun bir ölü yakma töreni olduğunu, her Nepal’li Hindu’nun hayalinin Bagmati nehrinin kıyısındaki Pashupatinath tapınağında yakılmak ve küllerinin de Bagmati ye atılmak olduğunu ama fakir insanların da böyle tapınaklarda yakıldığından bahsediyor. Yarınki programın en tepesine Bagmati yi yazıyorum hemen. Adının Swayambhu olduğunu öğrendiğimiz tapınağa doğru yaklaşıyoruz. Bir ölü yanmış, hatta neredeyse kül olmak üzere iken içeriye bir tane daha getiriyorlar. Çok özel ve uzun süren bir törenle cenazesi yakılan ve ağıtlar yakan grup, külleri toplayıp tapınaktan ayrılıyor ve diğer grup içeri giriyor, tüylerim ürperiyor ama olayları videoya almaya devam ediyorum.

Bakhtapur, UNESCO World Heritage…

Tapınaktan ayrıldıktan sonra Kathmandu’nun dar ve pislik içindeki sokaklarından geçerek binlerce yıllık tapınakların bulunduğu ve UNESCO’nun tarih mirası olarak koruma altına aldığı Bakhtapur’a geliyoruz. Insanı hayretler içerisinde bırakacak derecede güzel, binlerce yıldır bozulmamış ve herbirinin ayrı hikayesi olan yüzlerce tapınak ve yapının arasından yürüyoruz ama buradaki tapınakların en önemlisi 6 yaşındaki  “Living Goddess – Kumari Devi” nin hala yaşadığı Hanumandhoka meydanındaki tapınak. Kapıdaki Nepal’liye 100 Rupee veriyoruz ve bu olayın tüyler ürpertici tarihini anlatıyor bize.

The Living Goddess – Kumari Devi…

Sadece Nepal’e özel olan ve burada bulunan tapınakta yaşayan “Living Goddess” küçük kızlardan seçiliyor ve bu kız 15-16 yaşında ilk kez regl olana kadar tanrı sayılıyor. Bu süre zarfı içinde herhangi bir nedenden dolayı kızın bir yeri kanar ise hemen değiştiriliyor. Adam bize yeni tanrının insanın kanını donduracak seçilme törenini ve kurallarını anlatırken dehşet içinde kalıyoruz. Yeni tanrı kızı seçmek için diğer büyük bir tapınağın bahçesinde törenler yapılıyor, bir rahip 108 tane bufalonun tek bir kılıç darbesi ile başlarını ayırıp kurban ediyor. Sonra yeni tanrı adayı küçük kızı bu bufaloların kafalarının sallandığı, vücutlarının yattığı ve korku dolu iğrenç bir müzik eşliğinde karanlık bir odaya koyuyorlar, bu kız orada bir gece ve bir gün geçirdikten sonra tanrı oluyor. Kızı ailesinden ayırıyorlar, sadece ve sadece eğitmeni olan 1-2 rahiple görüşebiliyor, günde iki kez bu tapınağın camında belirip 1 dakika boyunca halkı selamlıyor. Bu kızın tanrılığı ilk regl olduğu anda veya yanlışlıkla bile olsa bir yerinin kanaması durumunda bitiyor ve normal bir insan haline geliyor ancak artık tanrı olmadığı için lanetleniyor ve kimse bu kızla evlenmiyor. Tapınaktan üzüntü, korku ve dehşet dolu düşüncelerle ayrılıyor, diğer tapınakları da geziyor ve sonra yerel bir restoranda Nepal’in meşhur “Mo-Mo” sunu (mantı gibi ama müthiş lezzetli )  Everest birası eşliğinde götürüyoruz.

Pashupatinath Tapınağı – Bagmati…

Ertesi sabah ilk ziyaret durağımız dün Parbad’ın bahsettiği ölülerin yakıldığı ve Bagmati nehrine atıldığı Pashupatinath tapınağı. Kathmandu’nun bu en eski hint tapınağında her gün ölü yakma törenleri yapılıyor ve yakılan ölülerin küllerinin Bagmati nehrine savrulması kutsal sayılıyor. Aynı anda 10-15 ölü yakma töreni tapınağın nehre bakan kısmı boyunca yanyana koyulmuş olan platformlarda yapılabiliyor. Hindu inanışında mezar ve insanları gömmek yok, yakılan ölülerin küllerinden bir kavanoza alıp onu saklayabiliyor. Bir yandan ölü yakma törenleri devam ediyor, yakılmış ölülerin külleri nehre atılıyor, diğer bir yandan da oradaki çocuklar bu nehrin suyuna girerek serinlemeye çalışıyor, nasıl bir yere geldik anlam veremiyorum. Tapınağı gezdikten sonra öğlen yemeği yemek üzere doğru düzgün bir restoran bulsak diyoruz ancak Parbad bizi çok daha güzel bir yere götüreceğini söylüyor.

Nagarkot’un muhteşem manzarası….

Nagarkot, Kathmandu’nun yaklaşık 30 km doğusunda 2.200m yükseklikte ve hem Kathmandu’yu hem de himalayaları çok net görebileceginiz muhteşem bir tepeye kurulmuş çok eski bir köy. Uzun bir taksi yolculuğundan sonra bir noktada inip tepeye doğru tırmanmaya başlıyoruz, Himalayalar öncesi gayet iyi bir antrenman oluyor. 2.000m tepeye kurulmuş bir restoranda muhteşem manzara eşliğinde, son üç günde denediğim en lezzetli Mo-Mo, noodle, prawn cracker ve Everest birasından oluşan bir ziyafet çekiyoruz.

Everest’in üzerinde olmak….

Ve sonunda hayalim gerçek oluyor. Everest’in en aşağıdaki kampına bile çıkmak yaklaşık 2 hafta sürüyor ve bizim sadece 4-5 günümüz var. Sonunda en azından Everest’i yakından görelim diyoruz ve 14 kişilik bir ekiple bir uçak kiralayıp Everest’e yaklaşmak için sabah 06.30 da havalanıyoruz. 10 dakika içerisinde havadayız ve binlerce dağ ve tepenin üzerinden geçerek yeryüzünün en yüksek noktalarını ve tabii ki muhteşem Everest’i görüyoruz. Milyonlarca insanın görmek istediği, yüzlerce insanın oraya ulaşmak için hayatını riske attığı ve uğruna can verdiği o muhteşem zirvenin hemen üzerinden geçiyoruz. Lhotse, Makalu, Parbat, Annapurna ve dünyanın en yüksek ilk 50 tepesinin neredeyse tamamı tam altımızda şu anda. Cockpite kadar gidip pilota “daha da alçalalım, daha da alçalalım” diyesim geliyor ama kanunlar gereği belirli bir mesafeden daha fazla yaklaşamıyoruz, fotoğraf çekmeyi bırakıp çıplak gözlerle bu muhteşem zirveleri seyre dalıyorum. Bir iki saat için bile olsa hayatta yaşayabileceğim en güzel deneyimlerden birini yaşıyorum.

Trisuli’nin azgın sularında rafting keyfi…

Uçağımız yere iniyor ve tekrar şehir merkezine doğru yola koyuluyoruz. Birazdan Nepal’deki en önemli doğal vahşi yaşam parklarından biri olan Chitwan National Park’a doğru  yola çıkacağız.

Kathmandu-Pokhara arasının 200km kadar olduğunu ama özel aracımız ile dağ yolundan gideceğimiz için  yaklaşık 8-9 saatte gidebileceğimizi söylüyor Parbad ama ben internetten araştırmışım, inatla meşhur Trisuli Nehri üzerinden rafting yaparak gideceğim diyorum. Durusu, Melen Çayı, Köprülü Kanyon, Thailand vs birçok yerde rafting yapmış birisi olsam da bu mevsimde Trisuli beni biraz korkutuyor, nehrin sesi ve suyun debisi insanın içini ürpertiyor.. İki İskoçyalı, bir Nepal’li, ben ve rehberimiz nehir kenarına inip hazırlıklara başlıyoruz, can yelekleri, kürekler, kısa bir eğitim ve bilgilendirme seansından sonra suya açılıyoruz.

İlk 1-2 saat inanılmaz heyecanlı geçiyor ancak daha sonra bacak ve kollarımızdaki ağrı gittikçe artmaya başlıyor ki tam bu sırada mola veriyoruz. Toplamda 4-5 saat süren yorucu ama muhteşem bir heyecandan sonra bitiş noktası olan Narayanghat bölgesine geliyoruz, hava hafiften kararmaya ve soğumaya başlıyor ama birazdan karaya çıkacağım ve beni bir araç bekliyor olacak diye içim rahat ama ıslak elbiselerimle zifiri karanlıkta saatlerce süren uğraşlar, telefon görüşmeleri vs sonucunda bir taksi ile gecenin bir vakti Chitwan National Park’a varıyorum. O gece yatmadan önce aldığım sıcak duş hayatımın en güzel duşu olarak kayıtlara geçiyor.

Chitwan National Park…

932 km2 alana kurulmuş olan ve Asya’nın en önemli ulusal parklarından biri olan Chitwan Doğa Parkı, 1973’te koruma altına alınmış, 1984’te dünya tabiat tarihi koruma listesine girmiş ve içerisinde 50 nin üzerinde hayvan çeşidi barındırıyor. Chitwan Bengal kaplanının, vahşi boz ayının ve tek boynuzlu beyaz gergedanın yuvası olarak biliniyor. Parkta ayrıca timsah, ayı, bufalo ve geyikleri de görmek mümkün.

Kahvaltıdan sonra incecik bir kanoya binerek parkın içinden geçen, bufalo ve timsahlarla dolu olan ve diğer tüm hayvanların su kaynağı olan Narayani nehrinde kano safari yapıyoruz, fakat birkaç bufalo ve timsah haricinde birşey göremiyoruz. Sonrasında yaptığımız fil üstünde safari de ise gergedanlar, geyikler ve maymunlardan oluşan bir parkın içine dalıyoruz. Herkesin nesli tükenmek üzere olan Bengal kaplanı ve boz ayıyı görmek için geldiği parkta pek bir hayvan göremeyince rehberimizi biraz daha kışkırtıp, ormanın içinde yürüyerek safari yapmaya (Jungle Walk) ikna ediyoruz. Biraz yürüdükten sonra ileride dinlenen devasa bir gergedan görüyoruz. Rehberimiz bu hayvanların çok tehlikeli olduğunu, çok yaklaşmamamız gerektiğini söylese de “ben korktuğum zaman beni kimse yakalayamaz” gazıyla hayvanın dibine kadar girip fotoğraf çekmeye çalışıyoruz, biraz rahatsız oluyor ama sağolsun zorluk çıkarmıyor bize…

Butwal ve Lumbini….

Parktan ayrıldıktan sonra, Butwal’a doğru yol alıyoruz. Nepal’de araba ile seyahat ederken görebileceğiniz en ilginç şeylerin başında gelin gibi süslenmiş kamyonların önüne ve arkasına yazılmış özlü sözler geliyor. Yolda devamlı bir korna gürültüsü var, insanlar kendi trafik kurallarını yaratmış, önündeki aracı sağlamak istiyorsan (bunlar da ingilizler gibi) önce uzunca kornaya basıyorsun, bu “seni sağlayacağım” demek ama kornaya basmayı bırakmıyorsun, sağlama başlıyor hala kornaya devam, aracın yanında geçiyorsun kornaya devam, önüne geçip yolunda devam etmeye başladığın zaman kornayı bırakıyorsun, nasıl bir gürültü, nasıl bir curcuna anlatamam. Bu sırada yol kenarında yürüyen onlarca kadının neden hep kırmızı giydiğini soruyorum Parbad’a, “Nepal kadınlar festivalinin son günündeyiz” diyor, yol üzerinde çeşitli yerlerde toplanmış kadınlar eğlenceler düzenliyor. İlk gördüğümüz bir köydeki eğlencede duruyor ve izliyoruz, bütün kadınlar kırmızı giyiyor ve kendilerine göre organize ettikleri bizim düğünlerimize benzeyen bir eğlenceleri var…

Lumbini yolu üzerinde aracımız kaç kez durdu bilemiyorum ama Nepal yolları inanılmaz. Onlarca kişiyi içinde ve üzerinde taşıyan araçlar, bisikletler, motorsikletler, kamyonlar, inek, keçi, bufalo, maymun, ördek ve aklınıza gelebilecek diğer tüm hayvanlar aynı yol üzerine gidiyor. Bununla da kalmıyor 6 kez polisler tarafından durduruluyoruz, her seferinde ufak ufak paralar veriyoruz, bizim de yabancı olduğumuzu görünce problem çıkartmıyorlar. Geceleyin bütün polislerin elinde büyük el fenerleri var ve hepsi aynı şekilde gözünüzün içine tutuyor feneri, yollardaki tüm arabalar uzunlarını yakmış ve üzerimize üzerimize geliyor, yol aydınlatması yok, trafik işaretleri yok, yol çizgileri yok, bir de karşıdan gelen aracın tam gözümüze giren uzun farları ile birlikte önümüze ne çıkacağını bilmeden yol alıyoruz Lumbini’ye doğru…

Lumbini Nepal’in en kutsal şehirlerinden biri ve Lord Buddha’nin doğum yeri. Bunun şerefine son yıllarda şehrin ortasına onlarca devasa ve muhteşem tapınaklar inşa edilmiş ve hala ediliyor. Dünyanın çeşitli budist ülkelerinin inşa ettirdiği tapınakları ziyaret etmek mümkün. Nepal, Hindistan, Çin, Japonya, Thailand, Kore gibi Asya ülkelerinin yanısıra Alman ve Fransız budist tapınaklarını da görüyoruz. Lord Buddha’nın doğduğu yere yapılan Maya Devi tapınağı mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer, müslümanlar için Kabe, hristiyanlar için Kudüs neyse, budistler için de Maya Devi tapınağı o kadar önemli. Tapınağın bahçesindeki taş rölyefte Buddha’nın doğumu anlatılıyor, Buddha doğduktan sonra aynı bahçede bulunan devasa ağacın altına koyulduğuna ve orada kutsandığına, annesi Kraliçe Maya Devi’nin Buddha’yı doğurmadan önce bu tapınağın güneyinde bulunan ünlü kutsal havuz “Puskarani” de yıkandığı, hatta Buddha’nın doğduktan sonraki ilk arınma banyosunu da bu havuzda yaptığına inanılıyor. Tapınağın içerisinde ise Buddha’nın tam olarak doğduğu yeri görmek mümkün..

Pokhara ve Himalayas….

Pokhara Katmandu’nun 200 km batısında, Himalayaların Annapurna eteklerinde, dünya üzerinde yüksekliği 8000 metrenin üstünde olan Annapurna, Manaslu, Dhaulagiri, Machapuchre (Fish Tail) gibi dağların zirvelerinin yakın bir mesafeden ve çok net olarak seyredilebildiği, sessiz bir vadiye ve rüya gibi Phewa Gölü’nün etrafına kurulmuş ve maceracılar için bir kamp görevi gören muhteşem bir kasaba. Nepal’de yaşanmaz ama Pokhara’da uzun süre kalabilirim sanırım. Phewa Gölü’nde bot kiralayıp gezerken gölün üzerine düşen muhteşem Himalaya manzaraları, gölün kenarına dizilmiş olan temiz ve modern kafe ve restoranlar, kasabada bulunan çok temiz olmasa da çok çok ucuz olan oteller burayı yaşanılabilir kılıyor. Gölün tam ortasına inşa edilmiş en önemli budist tapınaklarından biri olan Barahi tapınağı, yine gölün kuzeyinde bir tepenin üzerindeki ihtişamlı kocaman stupa ve güneşli bir günde bu stupaya tırmanırken gördüğümüz muhteşem Himalaya manzaraları bizi cennette gibi hissettiriyor.

Nepal’e Himalayalar’da trekking yapmak için gelen bizim gibi turistlerin çoğu, yürüyüşe deniz seviyesinden 884 metre yükseklikteki bu kasabadan başlıyor. Pokhara’ya Katmandu’dan karayoluyla enfes manzaralı bir yoldan 8 saatte ulaşılabiliyor, uçakla 40 dakikalık bir uçuşla gelebiliyor, ya da benim gibi bir manyaksanız 4-5 saatlik rafting ile Chitwan yakınlarına gelip, sonra Lumbini’yi gezip daha sonra abuk subuk araçlarla da Pokhara’ya gelebiliyorsunuz.

Hotel White Castle diye bir otele yerleşiyoruz, çok ucuz değil ama dışarıdan bakıldığında çok temiz ve modern görünüyor. Odadaki yastık kılıfında gördüğüm kadı nsaçlarından dolayı değiştirilmesini istediğimde, kafasını hintliler gibi iki yana sallayıp hemen katlanmış, yeni yıkandığını söylediği yastık kılıfını önümde bir matador gibi açan resepsiyon sorumlusunun kirden sapsarı olmuş kılıfı görünce suratında oluşan gülümsemeyi asla unutmayacağım.

Annapurna yürüyüşleri için Pokhara’daki ofislerden pasaport fotokopisi, resim ve 50 USD karşılığında izin alabiliyor ve bu izni 3 günlük yürüyüşlerden 20 günlük yürüyüşlere kadar kullanabiliyorsunuz. Annapurna tırmanışlarında, özellikle uzun süren ve zirveye yakın olan tırmanışlarda yerli yük taşıyıcıları “Sherpa” ları kiralayabiliyorsunuz ama uzun süredir trekking yapan birisi için 2-3 gün süren kısa yolculuklarda bence hiç gerek yok. Yürüyüş boyunca dağlara kurulmuş olan küçük dağ pansiyonlarında gecelik 1-2 USD’ye bile konaklayabiliyor, yemek yiyebiliyor ve bazılarında duş bile alabiliyorsunuz. Zaten bu pansiyonlada lüks ve konfor yok, herşey basit, o kadar yorgunluktan sonra sıcak bir yemek ve rahat bir yatak herşeyden daha önemli….

Uzun süreli trekking yapmaya kondisyonu ve zamanı olmayanlar için alternatif bir rota da yaklaşık 1600m yükseklikte bulunan Sarangkot tepesine yapılan ve 3 saat kadar süren basit bir trekking deneyimi olabilir. Yol üzerinde Pokhara’nın şirin köylerini, devamlı size Namasteee! ile selamlayan köylülerini, şarkı söyleyen ve size el yapımı birşeyler satmaya çalışan çocukları görüp sohbet edebilir ve eğer şanslı iseniz tepedeki gözlem noktasından Himalayaların neredeyse en yüksek tepelerinin tamamını görebilirsiniz.

Kathmandu’ya dönüş yolunda dünyaca meşhur Osho’nun meditasyon merkezinin önünden geçerken durup ziyaret etmeye karar veriyoruz. Bir dağın yamacında küçük göletler, ırmaklar, balıklar, inanılmaz çiçekler, maymunlar ve kuş sesleri ile dolu muhteşem bir bahçenin içinde çok hoş bir müzik çalıyor ve insanlar huzur ve dinginlik içerisinde meditasyon yapıyorlar. Her karşılaştığımız kişi sadece gülümsüyor ve konuşmuyor, fotoğraf çekmek yasak ama bahçede Osho’nun bazı sözlerini yazmışlar, onları ve bahçenin güzelliğini görüntüleyip, yarım saat kadar meditasyonu seyredip huzura ermiş bir şekilde yolumuza devam ediyoruz.

Parbad’a “Şöföre sorar mısın Nepal’de bu kadar nehir var, balığa çıkabileceğimiz bir yer biliyor mu?” diyorum, şöför kendi dilinde öyle heyecanlı anlatıyor öyle hareketler yapıyor ki, sanırım birazdan Nepal nehirlerinde canavar balıklar yakalamaya gideceğiz diyorum kendi kendime… Parası neyse veriyorum ve aracımızın yönünü balık avına doğru çeviriyorum. Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra aracımız bir tepeye doğru tırmanmaya başlıyor ve o anda birşeylerin yanlış olduğunu hissetmeye başlıyorum. Biz deniz seviyesinden yükseldikçe, şöförün benim gözümdeki seviyesi yerlerde sürünmeye başlıyor ve sonunda adam bizi dağın tepesinde bir alabalık çiftliğine getiriyor. O tepeden aşağı atasım geliyor şöförü ama hem Osho’nun yerinden yeni çıkmışız, huzur, dinginlik ve mutluluk akıyor yüzümüzden, hem de hayatımda yediğim en güzel alabalığı muhteşem bir dağ manzarası eşliğinde yiyorum orada, o yüzden affediyorum delikanlıyı J

Uzunca bir yolculuktan sonra nihayet Kathmandu’ya varıyoruz ve çok fazla zamanımız kalmadığı için hemen hazırlanıp havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Parbad’ın annesinin boynuma astığı ipek atkı ve alnıma sürdüğü kırmızı bir boya ile kutsanmış bir şekilde Gulf Air uçağına binip, Bahreyn üzerinden İstanbul’a dönüyorum. Gidip gezdiğim bir ülkeye bir daha gideceğime yeni bir ülke gezerim derim hep ama Nepal’de geçirdiğim bu muhteşem tatil bu kuralı bozuyor ve kesinlikle bir daha gelirim diyorum…

Gezilen YERLER

✓ Annapurna
✓ Bagmati
✓ Bakhtapur
✓ Butwal
✓ Chitwan National Park
✓ Everest
✓ Himalayalar
✓ Kathmandu
✓ Kumari Devi
✓ Living Goddess
✓ Lumbini
✓ Nagarkot
✓ Namaste
✓ Pashupati
✓ Pashupatinath
✓ Pokhara
✓ Trisuli

NOT

Sabah sekizde uçağımız Kathmandu’ya iniyor, 25 USD vererek vize alıyoruz ve kapıda tabii ki Parbad beni bekliyor. Taksimiz Parbad’ın 3 katlı temiz beyaz ve temiz evine yanaşınca annesi bizi kapıda karşılıyor. Boynuma ipek şeklinde incecik bir atkı (kutsal yazılar ve motiflerle işlenmiş) asıyor ve hoşgeldiniz dercesine selamlıyor (Namaste!)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir