Monaco

CNV000292-680x390

Gecenin bir yarısı Roma’dan bindiğimiz tren çok uzun bir yolculuktan sonra nihayet 25 Ağustos 2000 Cuma günü saat 10.00 gibi Monaco’ya varıyor. Galatasarayımız UEFA Kupası’nı kazanmış ve UEFA Super Kupa finalinde bu akşam Real Madrid ile karşılaşacak ve bizim de biletlerimiz cebimizde. Monaco şehri Avrupa’nın çeşitli yerlerinden gelen Türklerle dolmuş, sanki Monaco gitmiş yerine Mecidiyeköy gelmiş. Fazla paramız yok, ortalıkta geziniyoruz, etraf gurbetçilerimizle dolu, kebapçılar, dönerciler, bayrakçılar, her yer Türk’lerle dolu.

Maça daha 10 saat var ve valizlerimizi tren istasyonundaki kilitli emanet kutularına bırakıp şehri gezmeye başlıyoruz. Monaco, denizden yükselen dev kayalıkların üzerine kurulmuş ve etrafı surlarla çevrilmiş, inanılmaz pahalı bir prenslik.

Dünyada nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu yerlerden biri olan Monaco’da ufacık bir şehre o kadar çok şey sığdırılmış ki. Stadyum, lunapark, yüzme havuzları, casinolar ve alışveriş merkezlerinden oluşan lüks içinde yüzen bir şehir ve Formula 1 yarışlarının yapıldığı keskin virajlı Monte Carlo yolları bu ufacık şehrin içerisine sığdırılmış. Ülke bu kadar küçük ama geliri de bir o kadar büyük, dünyanın en zengin ülkelerinden birisi ama dünyanın her yerinde lüks içinde yaşayabilecek kadar zengin olan bu insanların neden bu kadar ufacık ve üstüste olan bir şehre sıkışmaktan zevk aldığını anlayamıyorum.

Monaco’nun başka bir özelliği ise şehrin içine yayılmış olan renkli neon ışıklarla aydınlatılmış ve önüne milyon dolarlık lüks arabaların park ettiği casinolar. Biz o akşamki maç için oradayız ve henüz o kadar zengin değiliz, o yüzden casinoya girmeyip Monaco’nun diğer lüks kısımlarını gezmeye karar veriyoruz.

Monaco Marina ve Yat Klübü’ne doğru yol alıyoruz. Monaco’nun en zenginlerinin trilyonluk yatları ve tekneleri burada yer alıyor. O gün maç için İspanya’dan gelen zengin Real Madrid taraftarları marina bölgesindeki cafelerde toplandığı için bu bölgede pek Türk göremiyoruz, hatta bazı İspanyollar tezahürat yaparak bizimle dalga geçiyorlar. Ansızın derinlerden bir yerden tanıdık bir ses duyuyoruz, gittikçe artan bir şekilde Galatasaray Marşı çalıyor.. O da ne, bir anda kanımız donuyor, marinanın açıklarında tepesinde dev bir ay-yıldızlı bayrak, Sarı-Kırmızı renklere bürünmüş muhteşem Savarona “Re-Re-Re Ra-Ra-Ra Galatasaray Galatasaray Cim Bom Bom” nidalarıyla marinaya giriyor….Tüylerimiz diken diken oluyor, göğsümüz kabarıyor. Bu benim güzel ülkemin, Türkiye’min kurucusu büyük Atatürk’un yatı diyorum yanımdaki Fransız’a, bunlar da büyük Galatasaray taraftarı, Galatasaraylılık budur işte !… Şaşırıyor Fransız adam, ağzı açık bir şekilde Savarona’yı seyrediyor. Bir anda diğer yatların küçüldüğünü görüyorum. Çok güzel bir gece olacak, hissediyorum…

Sonunda tribündeyiz, saatler gene 20.45’i gösteriyor, alışkanlık yaptı, biz bu saati seviyoruz artık.. Heyecan gene başlıyor, iki penaltı golü ve gene uzatmalara kalıyor maç. Bu sefer Jardel çıkıyor sahneye ve top ağlarda….Herkes sahaya giriyor, ama bitmedi ki diyorum kendi kendime, sonra birden hatırlıyorum, altın gol bu, bitti işte, bitti diye bağırıyorum…

Maç çıkışı Paris trenini kaçırıyoruz ama olsun, ama Monaco sokaklarında çılgın Türkler gibi eğleniyoruz, Galatasaray Şampiyonlar Şampiyonu…

O gece Monaco’dan Nice’e trenle gidiyoruz ama Nice’ten Paris’e ilk trenin sabaha karşı olduğunu öğreniyoruz. Bütün gün şehri yürüyüp, gece boyu hoplayıp zıpladıktan sonra yorgun bir şekilde Nice tren istasyonunda havluları yere serip uyumaya çalışıyoruz. Tren istasyonundaki sarhoşlar ve yankesicilerin tacizlerine rağmen 3 saat kadar uyuyup sabah ilk trenle Paris’e doğru yola çıkıyoruz.

Gezilen YERLER

✓ Monaco
✓ Monte Carlo
✓ Stade Louis
✓ Super Cup 2000

NOT

Dünyada nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu yerlerden biri olan Monaco’da ufacık bir şehre o kadar çok şey sığdırılmış ki. Stadyum, lunapark, yüzme havuzları, casinolar ve alışveriş merkezlerinden oluşan lüks içinde yüzen bir şehir ve Formula 1 yarışlarının yapıldığı keskin virajlı Monte Carlo yolları bu ufacık şehrin içerisine sığdırılmış. Ülke bu kadar küçük ama geliri de bir o kadar büyük, dünyanın en zengin ülkelerinden birisi ama dünyanın her yerinde lüks içinde yaşayabilecek kadar zengin olan bu insanların neden bu kadar ufacık ve üstüste olan bir şehre sıkışmaktan zevk aldığını anlayamıyorum. Edit

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir