Macaristan

CNV000064-680x390

Viyana’da geçirdiğimiz iki günden sonra trenle Budapeşte’ye geçiyoruz.  500 yıl önce Kanuni’nin fethettiği ve yaklaşık 150 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Budapeşte, meşhur Tuna Nehri’nin etrafına kurulmuş, yemyeşil, düzenli ve huzur dolu bir şehir.

Şehre girer girmez konaklamak için iyi bir yer aramaya başlıyoruz, birkaç kişi ve turizm ofisi ile konuştuktan sonra  Marco Polo Otel’de karar kılıyoruz. Her ne kadar hostel olarak tanıtılıyor olsa da daha çok bir otel kalitesinde bir yer burası ve misafirlerinin çoğu Avrupa’lı turistler. Merkezi konumu, temiz ve modern odaları ve güleryüzlü personeli (otel birbirinden güzel genç kızlar tarafından işletiliyor! ) bizi anında burada kalmaya ikna ediyor. Bir an kendimi Atilla diye tanıtsam daha iyi hizmet alabilir miyim acaba diye düşünüyorum ama Budapeşte’de gezecek ve görecek çok fazla yer var ve zamanımız o kadar geniş değil, o yüzden hemen odalara yerleşip şehir merkezine doğru yola koyuluyoruz.

Gellert Tepesi (Citadella)

Şehrin Buda tarafında bulunan, yaklaşık 230 metre yüksekliğindeki Citadella, Tuna Nehri’nin ve şehrin muhteşem manzarasını görebileceğiniz bir yer ve bizim gibi direk tırmanışa geçmeden önce etrafı biraz araştırırsanız, aslında tepeye  otobüsle ulaşım olduğunu görebiliyorsunuz :) Tepedeki kafelerden birinde oturup muhteşem manzarayı seyretmeden önce St. Bishop’s ve Kurtuluş anıtlarını ziyaret etmekte fayda var.

Chain Bridge

1849 yılında inşa edilmiş ve kentin iki yakasını (Buda ve Pest) birbirine bağlayan Chain Bridge muhtemelen Budapeşte’nin en ünlü turistik merkezlerinden birisi. Köprünün her iki ucunda ikişer tane olmak üzere taştan yapılmış aslan heykelleri var. Efsaneye göre, köprüyü yapan heykeltraş Marschalko, aslanların dilini yapmayı unutuyor, bunu farkeden halkın diline düşüyor ve kendini bu köprüden aşağı atarak intihar ediyor. Ne büyük hata !

Gellert Spa ve Türk Hamamları

Otobüse binmek yerine Citadella’nın tepesine tırmanıp, sonrasında da kilometrelerce yol katedince yorulan kaslarımızı rahatlatmak için Budapeşte’nin en ünlü hamamlarından biri olan Gellert hamamına gidiyoruz. Hamamlar Osmanlı’nın bu şehirde bıraktığı en önemli yapıtlar.

Farklı su sıcaklıklarındaki birçok havuzu, buhar odaları ve saunası, soğuk su havuzları, jakuzileri, termal havuzları ve güneşlenme terası ile Gellert Spa, Budapeşte’deki onlarca hamam ve spa merkezinden çok daha büyük ve farklı. Geleneksel Türk hamamından farkı ise hem havuzları, hem banyo şekilleri ve hem de kıyafet tarzı. Girişte parayı öder ödemez size birer adet sabun ve 30cmx30cm büyüküğünde ve bir kenarında kuşağı olan, bizimde ilk bakışta “Bu ne biçim bir kese?” dediğimiz önlüğe benzer bir bez parçası veriyorlar. Ya Macarların çoğu gibi bu bez parçası ön tarafınıza gelecek şekilde kuşağı arkadan bağlayıp ortada anadan doğma gezebiliyorsunuz, ya da bizim gibi şortlarınızla hamamın keyfini çıkartabiliyorsunuz, en azından farklı opsiyonlar sunuyor adamlar …

Gece Hayatı…

O kadar yorgunluk ve hamam keyfinden sonra otele doğru dönerken sinemanın birinde o gün tüm dünyada aynı anda gösterime giren “Gyuruk Ura” – “Lord of the Rings” i görüyoruz. “Budapeşte’de seyretmiştim ben onu” demenin ayrıcalığını yaşayalım diyip dalıyoruz içeri. Kapıdaki kız ingilizce konuşamıyor ama bir şekilde 4 tane bileti alıp içeri giriyoruz, uzunca bir bekleyişten sonra Macarca dublajlı ve altyazısız filmimiz başlıyor. Filmi kaçırdığımıza mı, paramıza mı yoksa o kadar beklediğimize mi yanalım derken, daha on dakika olmadan zifiri karanlıkta el yordamı ile herkesin önünden geçerek kendimizi dışarı atıyoruz :)

Sinemadan çıkıp otelimizin yakınındaki Budapeşte’nin en meşhur ve efsanevi müzik kulüplerinden biri olan Old Man’s Music Pub’a gidiyoruz ama o kadar yorgunluk, hamam ve sinema zevkinin üstüne  birkaç bira götürünce uyku basıyor ve otel gidiyoruz. Ama ikinci gecemizde birkaç katlı bir binaya kurulmuş,  iki dans pisti ve çok güzel dans gösterileri olan Bahnhof’a gidiyoruz. Genellikle yerli gençlerin gittiği, biri çok güzel dansçılarla dolu olan iki dans pistinin de tıka basa dolu olduğu, ucuz birası ve güleryüzlü çalışanları ile meşhur Bahnhof’a girişte ne kadar ödedik hatırlamıyorum ama kızlara beleş :)

Gezilen YERLER

✓ Budapest
✓ Budapeşte
✓ Chain Bridge
✓ Citadella
✓ Gellert Spa

NOT

500 yıl önce Kanuni’nin fethettiği ve yaklaşık 150 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Budapeşte, meşhur Tuna Nehri’nin etrafına kurulmuş, yemyeşil, düzenli ve huzur dolu bir şehir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir