Lübnan

DSC_0343-680x453

Ortadoğu coğrafyasının tek kar yağan ülkesi Lübnan’ın “Beyaz karlar ülkesi” anlamına gelen ismi de buradan geliyor, hatta kışın kayak yapılabilecek bir tesisi bile var. Lübnan’ın bir diğer simgesi ise 2500 metre yükseklerdeki dağlarda yetişen sedir ağacı. Lübnan bayrağındaki sedir ağacının yanındaki beyaz renk saflığı, kırmızı renk ülkeyi kurtarmak için dökülen kanı temsil ediyor.

Dört milyonluk Lübnan nüfusunun yarısı Beyrut’ta yaşıyor. Yıllarca süren amansız savaşlar yüzünden yıkılmak üzere ve delik deşik olan binaları, pırıl pırıl parlayan denizi, adım başı göreceğiniz silahlı askerlere rağmen verdiği huzur hissi, değişik dinlerin ve kültürlerin yarattığı çeşitliliği, muhteşem mutfağı ve sabahlara kadar süren gece hayatı ile Beyrut herkesi çağırıyor.

Lübnan’ın yaşadığı toplumsal ve siyasal karışıklıklar 13 Nisan 1975’de Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında bir iç savaşa ve dolayısı ile çok ağır maddi hasara ve kayıplara yol açıyor. Savaş 1991 yılında sona erdiğinde Beyrut bir harabeye dönüşüyor ve savaşta yaklaşık 150.000 Lübnanlı can veriyor.

1991 yılındaki ateşkesten sonra ortaya Refik Hariri diye bir multi milyarder çıkıyor ve başbakan seçilerek Lübnan’ı yeniden ayağa kaldırmak için çalışıyor. Hala birçok aktivistin protesto ettiği Solidere isimli gayrimenkul şirketini kuruyor, Lübnan’a birçok yabancı yatırımcıyı çekiyor, Beyrut’u yeniden yapılandırıyor, hatta Beyrut kimilerince Haririgrad olarak anılıyor. 2005 yılına kadar Lübnan’ı başarılı bir şekilde kalkındırıyor, tam yeniden seçilecekken genel seçimlerden hemen önce Beyrut’un merkezinde tam 1 ton TNT ile havaya uçuruluyor.

İşte bu suikast Lübnan için bir dönüm noktası oluyor, halk ayaklanıyor ve tüm siyasi-dini-sosyal ayrılıklar unutuluyor, herkes Lübnan bayrağı altında birleşip, suikastin sorumlusu olarak gördükleri Suriye’ye karşı bir zafer elde ediyor. Suriye işgali sona eriyor ve Suriye ordusu Lübnan’ı terkediyor.

Tam Lübnan yeniden doğuyor derken bu sefer de 2006 yılında Hizbullah ortaya çıkıyor ve İsrail güçleri ile yeniden savaş başlıyor. Beyrut’ta bulunan Hizbullah mahalleleri ve dolayısı ile Beyrut’un büyük bir kısmı İsrail uçakları tarafından bir ay boyunca yerle bir ediliyor.

İşte Beyrut ! Bir yanda yıllarca aldığı darbelerden daha güçlü bir şekilde çıkarak her defasında yeniden şahlanan, her birinin ayrı bir öyküsü olan kırık dökük ve delik deşik binaları ile savaşın kötü yüzünü hala gözler önüne seren, diğer tarafta ise farklı dinleri, dilleri, kültürleri bir arada harmanlayabilen yaşantısı, plajları, kafeleri, gece kulüpleri, muhteşem mutfağı ile tezatlar ve zıtlıklar içerisinde sizi sarhoş edebilen bir şehir burası.

Lübnan insanı Ortadoğu’lu olmasına rağmen tam bir Akdeniz insanı özelliklerine sahip. Eğlenceye, yemeye, içmeye ve alem yapmaya çok meraklılar. Savaşlarda çok sayıda erkek öldüğü için ülkedeki kadın sayısı erkek sayısından çok daha fazla. Bu yüzden kadınlar oldukça rahatlar ve dış görünüşlerine çok önem veriyorlar, dünyanın en şık ve bakımlı kadınlarını Beyrut’ta görebiliyorsunuz. Bayanlar arasında estetik yaptırmak o kadar yaygın ki, Lübnan dünyada estetik cerrahiye tüketici kredisi veren tek ülke olarak biliniyor.

Lübnan’ın para birimi Lübnan Lirası ama dolar her yerde kullanılıyor. Bazı otel ve restoranlarda kredi kartı geçmiyor, bu yüzden yanınızda devamlı nakit bulundurmakta fayda var. Taksilere dolar ödeseniz bile para üstünü Lübnan Lirası olarak veriyorlar. Taksi durağı veya özel taksiler yok, elinizi kaldırdığınızda duran herhangi bir şöför ile pazarlık edip taksi olarak kullanabiliyorsunuz, şöförün istediği ücretin en fazla yarısını verin, pazarlık şart. Beyrut’un içinde fiyatlar kısa mesafe için 5 dolar, uzun mesafe için maksimum 10 dolar, daha fazla ödemeyin.

Downtown…

İşte Beyrut’un yıllarca süren savaşlara ve çatışmalara rağmen yeniden doğduğunun göstergesi olan Downtown. Şu ana  kadar Avrupa ülkeleri dahil  gezdiğim en temiz ve düzenli bölgelerden biri, bizim Nişantaşı’nın lüks cafe ve restoranlarla dolu sokaklarını andırıyor. Bizde bile olmayan ünlü markaları, tertemiz ve düzenli sokakları, gösterişli ve alımlı kadınları, pahalı spor arabaları ile birçok Avrupa şehrinden bile daha güzel bir mekan.

Downtown’un merkezindeki Martyrs (Şehitler) Meydanı’nda bulunan, ülkenin en ünlü camisi, mavi kubbeli Muhammed El Amin Camisi ile Haçlı Seferleri’nden kalma bir Maruni kilisesi olan St.George Katedrali’nin nasıl içiçe olduğunu görmek, bir tarafta Cuma ezanı okunurken, hemen yan bahçedeki kilisedeki vaftiz törenini seyredebilmek her şehre nasip olmaz. El Amin Camisi’nin hemen yanında ise, hayatını bu şehre adamış ancak yine bu şehrin topraklarında elim bir suikaste kurban girtmiş olan, multi milyarder işadamı, eski başbakan Refik Hariri’nin inanılmaz derecede mütevazi bir çadıra kurulan mezarını ziyaret edebilirsiniz.

Hala şehrin merkezindeki en yüksek binalardan biri olan, sivil savaşta kurşunlar ve roketlerle delik deşik edilmiş ama ibret olsun diye o şekilde bırakılmış eski Holiday Inn Oteli binasını görünce Beyrut’un yıllarca yaşadığı eziyeti tahmin edebiliyorsunuz.

Hamra…

Hamra, Beyrut’un daha mütevazi, daha az turistik olan, orta direğin eğlence ve alışveriş mekanı ve asıl günlük hayatın geçtiği bölgesi olarak biliniyor. Bununla birlikte dünyaca ünlü restoran ve kafe zincirleri, Beyrut’un meşhur kebapçılarından Kababji, en ünlü dönercilerinden Barbar Büfe ve meşhur tatlıcı Amal Bohsali Hamra bölgesinde bulunuyor.

Cornische (Korniş)

Beyrut’un sahil yolu olan Cornische, yürüyüş yapmak ve fotoğraf çekmek  isteyenlerin gözde mekanı. Sahil yolu boyunca kafeler ve restoranlarla dolu, birçok lüks hotelin ve Hard Rock Cafe’nin de bulunduğu, bizim Boğaz’daki yürüyüş yollarını andıran çok güzel bir bölge burası. Sahilin başı Hard Rock Cafe ile başlıyor, en sonunda ise Raouche denilen, gün batımında çok güzel fotoğraflar çekebileceğiniz ünlü Güvercin Kayalıkları bulunuyor.

Şehir Dışı….

Bence Beyrut şehir dışı için yapılabilecek en iyi organizasyon bir gün ayırarak mutlaka görülmesi gereken Jeita, Harissa ve Byblos bölgelerini gezmektir.

Jeita Mağaraları…

Onlarca ülke ve yüzlerce turistik bölge gezdim ama Jeita mağaraları beni en çok etkileyen yerlerden birisiydi. Beyrut’un yaklaşık 20km dışında bulunan, 2011 yılında “Dünyanın 7 Harikası” adaylarından olan ama ne yazık ki seçilemeyen bir tabiat harikası bu mağaralar. Bence Beyrut’ta görülmesi gereken en önemli yerlerin başında geliyor.

Mağaranın derinliği 9000 metreye kadar gidiyor ancak oksijen sıkıntısı nedeniyle sadece 2 km kadarı ziyarete açık. Mağaranın içerisinde bulunan ve milyonlarca yıl öncesinden beri damlaya damlaya oluşan binlerce olağanüstü sarkıt ve dikitler nefesinizi kesiyor. Tavanı onlarca metre yükseklikte bir dağ gibi, tabanı ise tavandan damlayan saf sulardan oluşan bir göl olan bu büyülü mağarada heyecanlanmamak mümkün değil. Fotoğraf çekmek yasak, tüm telefon, kamera vs aygıtları kapının girişindeki kilitli dolaplara koymanız gerekiyor, içeride yakalanırsanız görevliler tarafından hemen el koyuluyor.

Harissa Tepesi…

Beyrut’u tepeden görebilmenin en iyi yolu olan Harissa Tepesi, şehrin yaklaşık 20km dışında bulunuyor ve tepeye araçla çıkılabiliyor. Geçen sene Rio de Janeiro’da gördüğümüz Corcovado tepesinde bulunan, ellerini açmış İsa heykelinin bir benzeri ama bu sefer şehre tepeden bakan 15 ton ağırlığındaki devasa Meryem Ana heykeli sizi tepede karşılıyor. Heykelin hemen yanında ise büyük bir Maruni kilisesi var. Yani her ne kadar Lübnan müslüman bir ülke ve nüfusun çoğunluğu müslüman da olsa, şehrin en önemli noktaları Hristiyanlara ait ve  sanki Hristiyanlık hakim gibi gözüküyor.

Byblos…

Beyrut şehir merkezinden yaklaşık 40 km uzaklıktaki Byblos, Fenikeliler tarafından yaklaşık 8000 yıl önce kurulmuş bir şehir. Fenikelilerin bulduğu, insanlık tarihinin ilk alfabesi burada icat edilmiş ve Byblos “yazı” ve “kitap” anlamına geliyor, hristiyanların Bible sözcüğü de buradan geliyor. Byblos bizim Alaçatı’ya benzeyen, dar sokakları, antik ve hediyelik eşya satan küçük mağazalardan oluşan çarşısı, tarihi kalıntıları, milyonlarca yıllık fosillerin satıldığı dükkanları, nefis balık restoranları, hafta sonları dolup taşan tertemiz plajları ve muhteşem günbatımı manzarası ile Byblos Lübnan’da mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Byblos yıllarca dünyadaki en eski toplu yerleşim alanı olması adına bizim Çatalhöyük ile yarışmış, ancak Urfa Göbeklitepe’nin keşfinden sonra artık bu yarışın pek anlamı kalmamış. Yine de yaklaşık 8000 yıllık tarihi olan ve bence Lübnan’ın gördüğüm en güzel şehri olan Byblos’u görmeden gitmek çok büyük bir kayıp.

Lübnan Mutfağı…

Lübnan’da yemek problemi yaşamak gibi bir ihtimal yok, damak zevkleri tam bize göre hatta bazı yemekleri bizimkilerden çok daha lezzetli.

Kahvaltıları bizim kahvaltılara çok benziyor. Çeşit çeşit zeytinler, labne ve kızarmış hellim peynirleri, domates, salatalık ve taze yeşillikler, tereyağı, bal, yoğurtlar, çeşit çeşit ekmekler, muhteşem pastırmalar, yumurtanın her çeşidi, meyve suları, çay, kahve vs ne ararsanız var. Ancak yerel tatları denemek istiyorsanız, klasik kahvaltılıklar dışında Lübnan’a özgü olan ve genel olarak lahmacun hamuru üzerine sadece zeytinyağı ile veya labne peyniri ile birlikte sürülerek servis edilen, yumurtalı, kıymalı ve zahterli çeşitleriyle meşhur “Manouche” u mutlaka denemelisiniz. Harissa’ya çıkarken solda kalan tepelerdeki restoranlarda veya Hamra’daki birçok büfede Manouche bulmanız mümkün.

Tabii bu sadece kahvaltı kısmı. Diğer öğünlerde ana yemek olarak et, tavuk veya deniz ürünü seçebilirsiniz ama mezeler binbir çeşit ve hepsi birbirinden lezzetli. Genelde labne ve humus özellikle kavurmalısı muhteşem) ile başlayan, ama sonra patlıcan ezmeler, zahter salataları, fattouche (kirazlı Lübnan salatası), zeytinler, taboule (ince bulgurlu maydanoz salatası), çiğ köfteler, börekler, deniz ürünleri, falafel, batata hara (baharatlı kızarmış patatesler ), kibbe (içli köfte) ve zeytinyağlılar bunlardan sadece birkaç tanesi.

Yemeklerin yanında yerel içecek olarak meşhur Lübnan birası Almaza veya bizim rakımıza çok benzeyen, alkol oranı daha yüksek ve daha şekerli, az anasonlu ve içimi daha rahat olan Arak; alkol almak istemeyenler içinse baharat ve gül suyu ile tatlandırılmış hurma şerbeti olan Jellab’ı deneyebilirsiniz.

Cafe & Restorantlar…

Dört günlük seyahatimiz boyunca ziyaret etme fırsatı bulduğum restoranlar arasında bence en başta geleni şunlar :

Abd el Wahab…

Beyrut’un en sosyetik bölgelerinden birisi olan Eşrefiye (Achrafiyah) deki El Inglesi caddesinde bulunan Abd El Wahab geleneksel Lübnan yemeklerini tadabileceğiniz, kalite ve fiyat olarak bizdeki Kaşıbeyaz veya Develi ayarında bir restoran.

Masaya oturur oturmaz hemen yerfıstığı, zeytin, badem ve hala ne olduğunu kestiremediğim ama tadı tuzlu mısır ve bezelye arası yerel bir çerez geliyor. Buranın kebapları ünlü olduğu için mezeler ile karnımızı doyurmayıp, sadece birkaç ufak meze isteyip direk ana yemeklere geçiyoruz. Sarımsak soslu tavuklar, karışık ızgaralar, kuzu şişler ve şiş köfteler yanında sımsıcak lavaşlar, közlenmiş sarımsak, soğan, domates ve patates ile servis ediliyor. Hem Almaza hem de Jellab isteyip ikisinin de tadına bakıyoruz.

En son ortaya taze meyvelerden oluşan kocaman bir meyve tabağı geliyor. Bir hurma fanatiği olarak ben tabii ki direk olarak hurmalara saldırıyorum ama üzümler de çok lezzetli.

Her ne kadar Abd El Wahab Beyrut’un en gözde mekanlarından birinde yer alan ünlü bir restoran olsa da yemek sonunda İstanbul’daki sıradan bir kebapçıda ödediğiniz kadar hesap ödüyorsunuz.

Al Balad…

İşte benim favori mekanım. Küllerinden yeniden doğan Beyrut’un merkezindeki Downtown’da gezerken iyi bir restoran bulmak istiyorsanız gideceğiniz tek yer Al Balad tır. Kebapları Abd El Wahab kadar ünlü olmasa da bence şehrin en iyi mezelerini burada tadabilirsiniz. Özellikle kavurmalı humus ve kızarmış hellime saldırırken kendimi bir an için Yol Üstü Lezzet Durakları’nın Mehmet Yaşin’i gibi hissediyorum. Yedikçe daha çok yiyesim geliyor. Mezelerle birlike gelen fattouche inanılmaz lezzetli. Son olarak ta odun ateşinde yapılan, incecik ve çıtır çıtır hamur üzerindeki zahterli ve hellim peynirli manouche un yanında Lübnan’ın meşhur birası buz gibi Almaza güne noktayı koyuyor.

Sahyoun…

Her ne kadar hala Lübnan, Mısır ve İsrail falafelin kendilerine ait olduğunu söylese de Lübnan mutfağı deyince tüm dünyada akla ilk gelen şey falafeldir. Yunanlıların bizim yoğurt, baklava ve dönerimizi sahiplenmeye çalıştığı gibi İsrail de falafel için yoğun lobi çalışması yapıyormuş. Şehirde en iyi falafel Sahyoun’da yapılıyor. İnce lavaş ekmeği üzerine inanılmaz bir el çabukluğu ile ince ince kesilen küçük turplar, nane ve maydanoz koyuluyor. Üzerine 3 adet taze pişmiş falafel köftesi, biraz domates ve biraz da meşhur falafel sosu koyulduktan sonra dürüm haline getiriliyor ve etli minik biber turşusu ile servis ediliyor. Nasıl ki biz Avrupa’daki dönercileri beğnemiyoruz ve asıl döner Türkiye’de yenir diyorsak, kusursuz bir falafel de Beyrut’ta Sahyoun’da yenir. Tıpkı bizde yanyana duran, aslında akraba ama olan birbirine rakip Sultanahmet Köftecileri, Vefa Bozacıları veya Güllüoğlu Baklavacıları varsa Beyrut’ta da yanyana ama birbirine düşman akraba olan iki tane Sahyoun var. Hangisi orjinal bilemiyorum ama ikisi de yaklaşık 80 yıldır hizmet veriyor.

Amal Bohsali…

Hamra’ya gitmişken Beyrut’un en kaliteli ve lezzetli kuru baklavalarını üreten Amal Bohsali’yi ziyaret etmeden olmaz. Hemen karşısında bulunan ve daha modern bir kopyası olan Fransız isimli Le Gout Parfait ile yarışan Amal Bohsali’de herşey mütevazi, hala o eski binada ve gelenceksel şekilde üretiliyor tatlılar. Gül suyu ve portakal çiçeği aromalı, az şerbetli ama bol fistıklı minik minik ve çıtır çıtır baklavalar nefeslerinizi kesiyor. Şeker hastaları için aynı tatlılar diabetik olarak ta üretiliyor.

Barbar…

Hamra’daki bir diğer önemli mekan ise Beyrut’un Kızılkayalar’ı Barbar Büfe. İçki alemlerinden çıkanlar için en uğrak yerlerden birisi olan BarbarBüfe’de et, tavuk ve sucuk dönerlerin, falafel, manouche, ciğer ve bunun gibi birçok sıcak soğuk sandviçin tadına bakmak mümkün. Amal Bohsali’den çıkar çıkmaz 50m kadar aşağıda.

Basterma Mano…

Hamra’dan ayrılıp şehrin bir diğer gurme merkezine, Ermeni mahallesi Bourj Hammoud’a gidiyoruz. Bourj Hammoud’un sokakları bizim Anadolu’daki köylerimiz gibi bakırcılar, terziler, tamirciler, ekmek fırınları ile dolu. Eti kurutarak yemeyi Türkler’in bulduğu ve Anadolu’ya getirdiği, ancak kuru eti çemene bulama fikrini ise Ermenilerin ürettiği, zamanla Anadolu’dan göçen en usta Ermeni pastırmacıların Suriye ve Lübnan’a göçtüğü söyleniyor. İşte bunlardan en iyisi olan Bourj Hammoud’taki Basterma Mano’ya uğramadan kesinlikle dönmeyin. Pastırma, sucuk ve döner satılıyor ama insanlar paket paket pastırma almak için kilometrelerce uzaktan buraya geliyor. Pastırması yumuşacık ve zerre kadar sinir yok, çemeni biraz daha farklı ve İstanbul’daki marketlerden alacağınız standart bir pastırma bunun eline su dökemez. En önemlisi ise bizde pastırmanın kilosu 90 TL iken Ortadoğu’nun bu en iyi lezzetinin kilosu sadece 30 TL.

Feniqia…

Hamra’dan ayrılıp Lübnan’ın en güzel sahil şehri Byblos’a gidiyoruz şimdi de. Fenikeliler tarafından binlerce yıl önce kurulmuş olan Byblos’un en ünlü iki restoranı sahilde bulunan Chez Pepe ve hemen yanındaki Feniqia. Chez Pepe biraz daha sosyetik bir mekan olduğu için Feniqia’yı tercih ediyoruz. Yemeklerin sunumu çok ilginç. Ahşap masaların üst orta kısımları sürgülü bir şekilde çıkartılarak buraya servis edilen başlangıç yemekleri,  tavandan masanın üstüne doğru sarkan çengele asılan büyük bir tepside sunulan mezeler, minik bir tabaktaki köz halindeki kömürlerin üzerine asılmış ve hala pişerken servis edilen şişler ve kuzu etleri buraya apayrı bir hava veriyor. Fiyatı ortalama bir restorana göre pahalı ama bu kadar güzel bir şehirde, muhteşem günbatımı eşliğinde, deniz kenarinda ve böylesine güzel bir sunum için kesinlikle değer.

Gece Hayatı…

Beyrut’taki biri yılbaşı gecesi olmak üzere toplam üç gecemizde şehrin en güzel mekanlarını gezmeye çalışıyoruz. Her ne kadar Downtown bölgesinde ve yüksek binaların tepelerinde bizim Reina tipinde clublar olsa da, gece hayatı genel olarak Gemmayze (Cimeyzi diye okunuyor) ve Monot bölgelerinde yaşanıyor. Gemmayze’deki tüm mekanların araları yürüyüş mesafesinde, Monot ve Downtown da buraya çok yakın.

Yaz aylarının en gözde mekanlarından olan, Beyrut’un Reina ve Sortie’si olan Sky Bar ve White kışın kapalı olduğu için ilk olarak downtown daki bir binanın tepesinde bulunan beyaz masalar, sandalyeler ve duvarlar ile dekore edilmiş, sosyetik güzellerin uğrak mekanı Iris’i ziyaret ediyoruz. Sıradan bir Pazar akşamı ve 30 Aralık gecesi olmasına rağmen yer bulamıyoruz, barda birşeyler içip Gemmayze’ye akıyoruz. İlk olarak Purple Moon’a gidiyoruz. Burası bizdeki 360 Bar gibi bir restoran olarak işletiliyor gecenin ilerleyen saatlerinde masalar kalkıyor ve bistrolar geliyor ve bir club halini alıyor. Erken gttiğimiz için burada da biraz takılıp Dome’a gidiyoruz. Çok küçük ve sokak arasında bir mekan, genellikle öğrencilerin tercih ettiğini söylüyorlar, biranın yanında gelen fıstıkların tadı hala damağımda. Daha sonra MYU’ya geçiyoruz. Burası bir Amerikan üssüne benziyor. İki tane ufak hangar yanyana koyulmuş gibi ve bir tanesinde bar var , insanlar bar önü muhabbeti yapıyor, diğerinde ise maslar var ve yemek servisi yapılıyor. Bar önü o kadar doluydu ki hareket edecek yer yoktu, o yüzden çok fazla vakit kaybetmeden Godot’a geçiyoruz. Burası hemen Myu’nun köşesinde, yol üzerinde ufak ve salaş bir bar. Çok güzel müzikler ve hoşsohbet garsonları sayesinde burada biraz vakit geçirip  bir iki kadeh arak eşiliğinde birşeyler atıştırıyoruz.

Hard Rock Cafe…

Lübnan’da iki tane Hard Rock Cafe var ama Corniche’in hemen başındaki Bayview Hotel’in alt katında bulunan şubesi gece yarısı bile açık ve mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Hemen giriş katındaki dükkanda çok güzel t-shirtler ve hediyelik eşyalar satılıyor. Menüleri çok güzel, lezzetli ve uygun fiyata, özellikle taze meyva suları ile yapılan kokteyllerini tavsiye ederim. Cafe’nin girişinde Beatles’ın ünlü sözleri “The Time Will Come When You See We Are All One” yer alıyor. İçeride ise ünlü rock gruplarına ait özel eşyalar, kostümler, gitarlar vs sergileniyor.

BO18…

Gelelim yılbaşı gecesine… Her ne kadar yaptığım araştırmalarda Beyrut’un en ünlü müzik mekanları olarak Sky Bar ve White karşıma çıksa da, sadece yazın açık oldukları için alternatif mekanlara yöneliyoruz. Beyrut’ta danıştığımız gençler Music Hall’u öneriyor ancak orada da yer kalmamış. Son dakikada Godot’ta tanıştığımız birileri BO18’i öneriyor ve bilet sormak için atlayıp gidiyoruz. 30 Aralık gecesi içeride hazırlıklar yapılırken giriyor ve yetkililerle konuşup zorla da olsa kişi başı 125 USD ödeyerek iki adet bilet alıyoruz.

BO18 dışarıdan bakıldığında pek belli olmayan, Beyrut şehir merkezinden uzakta ve ancak araç ile ulaşılabilen, üzeri açılabilir tabut şeklinde bir mekan ve çok ilginç bir hikayesi var.

İç savaş sırasında burası mültecilerin karantina bölgesi olarak kullanılıyor ve yaklaşık 20.000 mülteci burada barınıyor. Bir gece buraya baskın düzenleniyor ve yüzlerce mülteci katlediliyor ve ertesi gün herşeyi buldozerlerle yerle bir ediyorlar. İşte buranın tasarımcısı da burada ölen, ancak mezarı olmayan bu mültecileri düşünerek yerin iki kat altına inilerek girilen mezar şeklinde bir mekan tasarlıyor. Mekanın tavanı çelik kontstrüksüyon ile yapılmış ve sabaha karşı açılıyor, gökyüzü ve yıldızları gördüğünüzde hayatın ve özgürlüğün değerini bir kez daha anlıyorsunuz. Mekanın içindeki masalar mezar taşları şeklinde oturma takımları ise tabut şeklinde dizayn edilmiş, sanki yer altında bir mezarlıkta eğleniyor gibisiniz. Tasarımcının kendi evinin kapı numarası olan BO18 ise mekana isim olarak verilmiş. Mekana ilk girdiğinizde içinizi bir huzursuzluk kaplıyor ancak gecenin ilerleyen saatlerinde güzel müzik ve atmosfer ile brlikte tavanın da açılması ile insanlar gökyüzüne bakarak sabahın ilk ışıklarına dek kendilerinden geçiyorlar. Yüzlerce kişi aynı anda dar bir alanda dans ediyor ve neredeyse her üç metrekareye bir bodyguard düşüyor.

Son yıllardaki en güzel yılbaşı partilerimizden birisini yaşıyoruz. O gece  ne  kadar içtik ve dans ettik hatırlamıyorum ama BO18 deki yılbaşı gecemiz hep aklımdaki en güzel yılbaşı gecelerinden birisi olarak kalacak.Her gezdiğim ülkeden sonra “buraya bir daha geleceğime başka bir ülke gezerim” diyorum ya, sanırım Lübnan bu kuralı bozuyor. Dönüş yolunda mutlaka ama mutlaka tekrar geleceğim diye kendime söz veriyorum.

Gezilen YERLER

✓ Abd el Wahab
✓ AAchrafiyah
✓ Al Balad
✓ Amal Bohsali
✓ Basterma Mano
✓ Beyrut
✓ BO18
✓ Byblos
✓ Chez Pepe
✓ Cornische
✓ Eşrefiye
✓ Feniqia
✓ Hamra
✓ Harissa
✓ Jeita
✓ Jeita Mağaraları
✓ Kababji
✓ Korniş
✓ Lübnan
✓ Muhammed El Amin Camisi
✓ Refik Hariri
✓ Sahyoun
✓ Solidere

NOT

Dört milyonluk Lübnan nüfusunun yarısı Beyrut’ta yaşıyor. Yıllarca süren amansız savaşlar yüzünden yıkılmak üzere ve delik deşik olan binaları, pırıl pırıl parlayan denizi, adım başı göreceğiniz silahlı askerlere rağmen verdiği huzur hissi, değişik dinlerin ve kültürlerin yarattığı çeşitliliği, muhteşem mutfağı ve sabahlara kadar süren gece hayatı ile Beyrut herkesi çağırıyor.

2 Yorum Lübnan
  1. Merhaba Tamer Bey,
    Beyrut bu kadar güzel ve detaylı olarak anlatılamazdı. Her paragrafta benim de Beyrut’ta yaşadıklarımı tekrar hissettim. Ellerinize sağlık…
    Murat

    • Merhaba Murat Bey,
      Siteyi güncellemeye çalışıyordum o yüzden ancak cevap yazabiliyorum. Elimden geldiğince gittiğim yerleri anlatmaya çalışıyorum, yazımı beğenmenize çok sevindim. İnşallah daha güzel seyahatlerde ve yazılarda buluşmak dileğiyle. Tekrar teşekkürler. Tamer


[yukarı çık]

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir