İsviçre

CNV000054-680x455

Uzun zamandır planladığım İsviçre seyahatini sonunda gerçekleştiriyoruz. Her ne kadar İsviçre Avrupa’nın en pahalı ülkelerinden biri olsa da, Londra-Zürih gidiş dönüş için Ryanair’e sadece 20 pence (Evet sadece 20p+vergiler) ödeyerek aldığımız uçak bileti toplamda geziyi ucuza getiriyor.

Zürih…

Zürih yaklaşık 400.000 nüfusu ile İsviçre’nin en büyük şehri, aynı zamanda ülkenin ekonomi ve özel bankacılık merkezi olarak biliniyor. Şehirde çok güzel oteller, restoranlar, mağazalar ve hareketli bir gece hayatı var, ancak gerek turistik çok fazla aktivite olmaması ve gerekse çok pahalı olması nedeniyle şehirde biraz zaman geçirip Cenevre’ye doğru yola çıkıyoruz.

Cenevre…

Cenevre Gölü’nün güney batısında yer alan şehir İsviçre’nin en büyük üçüncü ve en kozmopolit şehri olarak biliniyor. Bütün seminerler, kongreler, toplantılar, ticaret, bankacılık vs burada gerçekleşiyor. O meşhur İsviçre’li bilimadamları hep burada yaşıyor ve burada üretilen o meşhur İsviçre saatlerini kullanıyorlar. Bu yüzden neredeyse dünyanın en pahalı şehri Cenevre. Birleşmiş Milletler, Unicef, Kızılay, Kızılhac ve bunun gibi uluslararası onlarca organizasyonun Avrupa merkezi burada bulunuyor. Kızılay ve Kızılhac müzelerinde organizasyonların tarihi ve aktiviteleri hakkında eğitsel sunumlar, dökümanlar ve videolar bulunuyor.

Cenevre Gölü Alpler’deki en büyük göl ve gölün üzerinde bulunan buharlı teknelerle gölün diğer kıyısında bulunan İsviçre’nin diğer önemli şehirleri Lausanne ve Montreaux ziyaret edilebilir. İsviçre’de seyahat etmenin biraz pahalı ama en kolay yolu Swiss-Pass almak. Bu kartla ülke sınırları içerisindeki neredeyse tüm toplu taşıma araçlarına ücretsiz binebiliyorsunuz. Biz dünyanın parasını verip 5 günlük Swis-Pass aldığımız için bunu sonuna kadar kullanabilmek adına tüm şehirleri geziyoruz.

Lozan…

Cenevre Gölü’nün kıyısında bulunan ve cafeleri, pubları, restoranları, alışveriş merkezleri, parkları ve müzeleri ile huzur dolu bir şehir Lozan. Şehirde ziyaret edilmesi gereken en önemli yerlerin başında Olimpiyat Parkı’nın içindeki meşhur Olimpiyat Müzesi geliyor. Olimpiyatların tarihi, rekorlar, ödüller, sporcular, kullandıkları eşyalar, fotoğraflar, videolar, pullar, paralar, hediyelik eşyalar vs Olimpiyatlar hakkında ne ararsanız var burada. Müzede rekortmen haltercimiz Naim Süleymanoğlu’nun ayakkabısı ve mayosu da sergileniyor.

Lozan’ın bir diğer ziyaret edilecek yeri ise 1923 yılında Türkiye, Yunanistan ve müttefikler arasında imzalanan meşhur Lozan Barış Antlaşması’nın imzalarının atıldığı, şehrin güneyindeki Ouchy kasabasında, hemen tren istasyonunun yanında bulunan ve şimdilerde hotel, müze ve restoran olarak kullanılan Chateau de Ouchy.

Montreaux (Montrö)…

Cenevre Gölü’nün etrafındaki doğallığı en iyi korunmuş şehirlerden biri sayılan Montrö 1923 yılında Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ünlü. Şehirde benim dikkatimi en çok çeken kısım ise sahil şeridinde bulunan ve yaklaşık 10 km uzunluğundaki çiçekler ve palmiyelerle dolu yürüyüş yoluydu. Şehirde çok fazla gezecek bir yer yok, o yüzden sadece yarım gün harcıyoruz çünkü bir an önce Interlaken’e giden treni yakalamamız gerekiyor.

Interlaken…

İşte İsviçre’nin doğa harikası, nefesleri kesen Interlaken’e doğru yaklaşıyoruz. Çoğunluğunu çığlık atan ve durmadan fotoğraf çeken çekik gözlülerin oluşturduğu bir tren dolusu insanla birlikte sanki bir rüyadaymışız gibi yemyeşil ağaçların ve biblo gibi evlerin arasından geçerek ilerlerken doğaya, göllere ve gökyüzüne bakmaktan kendimizi alamıyoruz. Nazım Hikmet’in dizelerindeki gibi :

Geçiyor İsviçre camdan
akvaryumdan geçen balık gibi
çok renkli bir balık…
Bakıyorum vagonumdan
kederli, alaycı, öfkeli,
biraz da alık bakıyorum…

Interlaken kristal gibi temiz suları ile ünlü Brienersee and Thunersee göllerinin kesiştiği noktaya verilen isim, yani göllerin kesişme noktası demek. Burada sadece göller değil, inanılmaz güzellikte yürüyüş ve tırmanma parkurlarının ve kayak merkezlerinin bulunduğu muhteşem manzaları dağlar da var.

Balmer’s Herberge Youth Hostel

Uzun ama rüya gibi bir yolculuktan sonra otelimize varıyoruz. Interlaken’e seyahat eden her turist Balmer’s ismini bilir, İsviçre’nin en eski oteli ve her yıl dünyanın her yerinden binlerce insanı ağırlıyor Balmer’s.

Burası bir hostel ve Hilton ayarında bir konfor beklememek gerekiyor, zira odanızı birçok yabancı ile paylaşmak zorunda kalıyorsunuz ama otelde her türlü ihtiyacınıza cevap verebilecek imkanlar mevcut ve çalışanları çok güleryüzlü, ne de olsa sadece geceleri uyumak için orada olacağız. O yüzden bir an önce check-in yapıp, eşyalarımızı odadaki asma kilitli dolaplara kilitleyip, sırt çantalarımızla birlikte hemen Avrupa’nın tepesine doğru yola koyuluyoruz.

JUNGFRAU- Top of Europe

Jungfrau (Yungfro okunuyor) Avrupa’nın en yüksek noktası olan Alp Dağları’nın tepesinde bulunuyor.

İnanılması güç ama en tepe noktaya kadar tren yolu döşemişler ve tepeye kadar trenle çıkabiliyorsunuz. Swiss-Pass aldığımız için hemen treni kullanalım diyoruz ama kartın bu güzergahta geçmediğini söyleyen görevli sonradan teşekkür ediyoruz. Öğrenciyiz ve paramız tükenmek üzere, en azından belirli bir noktaya kadar yürüyelim, yorulunca trene bineriz diyoruz ve sonradan anlıyoruz ki en güzel kararı vermişiz.

Muhteşem bir havada, büyülü güzellikler arasında dağın neredeyse yarısından fazlasını 3-4 saatte tırmanıyoruz ve artık yürüyüş yolunun olmadığı bir noktadan trene binmek zorunda kalıyoruz. Başlangıçta sıradan bir tren seyahati gibi gelse de bir süre sonra treni değiştirip artık dağın içinden tünellerden geçerek yol almaya başlıyoruz ve dağın tepe kısmını tamamen tüneller içerisinden geçerek aşıyoruz.

Tren tünellerden geçerek tepeye yakın bir istasyonda duruyor ve burada camdan yapılmış bir gözlem noktası var. O kadar şanslıyız ki inanılmaz derecede açık ve güneşli bir hava var ve görüş mesafesi süper. Buraya seyahat edebilecek bir turist daha başka ne isteyebilirki diyerek fotoğraflarımızı çekiyor, tekrar trene biniyor ve Avrupa’nın tepesine olan yolculuğumuzun son kısmını da bitiriyoruz.

En tepede bir otel, bir restoran, başka bir gözlem noktası daha ve en önemlisi meşhur buz müzesi var. Duvarları, yolları, tavanı, tabanı vs herşeyi buzdan yapılmış olan ve içerisinde inanılmaz buzdan heykeller bulunan müzeye hayran kalıyoruz.

Buradan bineceğiniz bir asansör sizi en tepede bulunan gözlem kulesine ve dolayısı ile Avrupa’nın tepesine çıkartıyor. Hatta gözlem kulesinden dışarı çıkarak dağın tepesine dikilen İsviçre bayrağının olduğu, bembeyaz karların üzerinde yürürken sanki bulutların üzerinde gibi hissettiğiniz yere gidebiliyorsunuz. Hava o kadar soğuk ki bırakın yürümeyi nefes bile alamıyorsunuz. Hani her kartopu oynamaya çıktığımızda tuvalet ihtiyacımız gelir ya, İsviçreli bilim adamları bunu da tahmin etmiş ve Avrupa’nın en tepe noktasına bir tuvalet koymuşlar, binlerce metre yükseklikte ve buz gibi bir havada yaşayabileceğim en güzel rahatlama idi :)

Gezilen YERLER

✓ Cenevre
✓ İnterlaken
✓ İsviçre alpleri
✓ Jungfrau
✓ Lozan
✓ Montrö
✓ Zürih

NOT

Durmadan icat yapan bilimadamları ve milyarlarca doları saklayan gizli bankalarıyla meşhur olan İsviçre aslında muhteşem gölleri ve doğal güzellikleri, Alp’lerin en güzel kısımları ve onlarca uluslararası organizasyona başkentlik etmesi sayesinde turistlerin uğrak yeri haline gelmiş..

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir