Hollanda

station-680x463

Hollanda’ya birçok kez gitmiş olmama rağmen 2002 yılında yazmış olduğum aşağıdaki yazıyı değiştirmedim. (2014 yılında eklendi)

İşte yine trendeyiz ve son durağımız Amsterdam Central Station. Pasaport kontrole geliyoruz ve yine o aynı 3 soru : Niye geldin? Paran var mı? Kredi kartın var mı? Kaç para istiyorsun diyesim geliyor ama öfkeyle kalkmayayım tatile geldim diyorum sabırla..

Merkez tren istasyonuna çok yakın olan Flying Pig Downtown hotelde yer ayırtmıştık, istasyondan 5 dakikalık bir yürüyüşle hotele varıyoruz. Çok güzel bir yer değil ama merkeze yakın bulabildiğimiz en iyi ve ucuz hotel olduğu için ve sadece uyumak için kullanacağımız için o kadar da önemli değil. Lobideki bedava interneti de düşününce hoteli biraz daha seviyorum…

Hotele girer girmez sol tarafta “chill-out” mekanı olarak bilinen, yerden yarım metre yükseklikte yaklaşık 10-15 kişilik büyükçe bir sedir, üzerinde minderler var, ayakkabıları çıkartarak giriyorsunuz, dev ekran televizyonda müzik klipleri veya filmler oynuyor ve insanlar orada sohbet ediyor ve tabii ki sigara ve esrar içiyor. Bir süre burada içtikten sonra aynen otelin adı gibi “Flying Pig” oluyorsunuz.

Biz oradayken Türkiye-Senegal 2002 Dünya Kupası çeyrek final maçı oynanıyor ve lobideki o dev ekran da millilerimizin 1-0 zaferine şahit oluyoruz. Oteliniz futboldan anlamayan Amerikalı, Kanadalı ve Avustralyalı ile dolu olunca ekranın en önündeki yeri almak her zaman daha kolay tabii.

Şehrin ilk göze çarpan en önemli özellikleri, şehrin her yerini saran kanallar, şehirde gezinen büyük tekerlekli ve genellikle vitessiz binlerce bisiklet ve şehre yayılmış olan “Coffee Shop” lar.

Dam Meydanı – Kraliyet Sarayı:

Dam Meydanı Amsterdam’daki her şeyin başlangıç noktası ve şehrin en büyük meydanı. Amsterdam adı, bu şehrin içinden geçen Amstel nehrinin üzerine kurulan baraj (Dam) dan geliyor, o yüzden bu meydanın adı da Dam Meydanı olmuş. Meydanın ortasında ilginç kostümleri ile saatlerce hareketsiz duran insanlar veya akrobasi hareketleri yaparak para kazanmaya çalışan sokak göstericilerini görmek mümkün.

Meydanın etrafına kurulmuş olan alışveriş merkezleri, Madame Tussaud müzesi, Yeni Kilise, ulusal anıt ve kraliyet sarayı bu meydanı en önemli kılan yerler arasında geliyor. Meydanın hemen yanındaki cadde üzerinde ise dünyanın her yerinden gelmiş ve farklı damak tadlarına hitab eden yüzlerce restoranı görmek mümkün. O gece bizim payımıza ise bir Çin restoranındaki çıtır ördek, kızarmış sebzeler, noodle ve bira düşüyor.

Heineken Bira Fabrikası:

Eskiden gerçek bir bira fabrikası olarak kullanılmış ancak şimdi sadece müze olarak hizmet veren bu binada sadece 5 Euro vererek en başından en sonuna kadar biranın hangi aşamalardan geçtiğini, hangi maddelerden ve nasıl üretildiğini  görebiliyorsunuz. Daha sonra da “Bir Heineken şişesi olmak” deneyimini şişe yolculuğu ile yaşıyor ve yolculuk sonunda 3 bardak bira ve hediye olarak bir Heineken bira bardağı alabiliyorsunuz. 5 Euro’ya kesinlikle değer..

Coffee Shops:

İsimleri neden “Coffee Shop” bilmiyorum ama bu dükkanlarda her türlü ot, mantar, esrarlı sakız, şeker, kek, kurabiye ve bunun gibi her türlü esrarı (hatta birinin ismi “Türk Lokumu”) bulmak mümkün. Bunlar yasal olmasa da tolere ediliyor.

Şehirdeki en meşhur olan coffee shop lar Bulldog ve Grasshoppers. Kullanmıyor bile olsanız bu dükkanlara girip insanların neler yaptığını, nasıl kullandıklarını ve sonuçlarını görebiliyor ve oraya sadece tatil için geldiğinize şükrediyorsunuz.

Bir daha mı geleceğim diyerek Grasshoppers lardan birine giriyoruz, tezgahtaki adam duvardaki fiyat listesinin ışıklarını yakıyor ve ilk gözüme çarpan “Turkish Delight”, ondan istiyorum. Bana şimdiye kadar hiç kullanmadıysam bunun çok ağır olduğunu söylüyor ve daha altlardaki hafif ve ucuz olanlardan ufak bir poşet alıp çıkıyoruz. İçmeyi bilmediğimizden otelde deneyelim diyoruz ve otelin lobisindeki mekana gidiyoruz. Garip garip etrafa bakarken elimizdeki poşeti gören ancak sarmak için kağıdımız olmadığını farkeden dünya güzeli iki yardımsever finlandiyalı sarışın bize yardım ediyor. Kim demiş uyuşturucu zararlı diye…

Benim gibi hayatında sigara bile içmemiş birisi iseniz, herhangi bir mangaldan biraz kül alıp yemeye çalışın, hah işte öyle birşey bu… Her ne kadar Amsterdam’daki en önemli aktivitelerden birisi bu olsa da, şehirde bundan daha önemli yapacak birçok aktivite mevcut. Birkaç uyarı :

  1. Her yerde satıldıkları için hepsinin güvenli olduğunu zannetmeyin.
  2. Daha önce denemediyseniz dikkatli olmakta fayda var, sonuçları çok kötü olabiliyor.
  3. Burada denemiş olsanız bile sakın yanınızda götürmeyi denemeyin, geceyi cezaevinde geçirmek hoş olmayabilir.
  4. Sokaklardaki uyuşturucu satıcıları ve kapkaççılara dikkat edin ve size otel, restoran veya çalıntı eşya öneren tiplerden uzak durun .

Red Light District:

Laleleri, peynirleri, kanalları, bisikletleri ve daha birçok farklı özelliği ile anılabilecek bir ülkenin, erkeklerin libido güdümlü yaklaşımları sebebi ile ne yazık ki çoğu kişinin ilk (ve çoğu zaman tek) aklına gelen “ünlü” özelliğidir Red Light District. Hakkında o kadar çok şey okuduk ve duyduk ki, Amsterdam’a gelen kadın erkek her turist gibi bizim için de görülmesi gerekli yerlerden birisiydi burası.

Dünyanın başka hiçbir yerinde bu kadar yakından göremeyeceğiniz bu bölge, yüzlerce yarı çıplak güzel kadının yanyana et pazarında kendilerini sergiliyormuşcasına vitrinlerde sergilediği, camlarında kırmızı neon ışıkların yandığı binalardan oluşan ve tüm gece devamlı hareket halinde olan bir sokaklar grubundan oluşuyor.

Aynı sokaklarda, birlikte gezmeye gelen karı-kocaları, sevgilileri ve onlarca yaşlı Japon turisti görmek kadar; vitrinlerdeki kadınları izlemeye gelmiş sarhoşları, yanınıza yaklaşan, leş gibi kokan ve “Coco?” diye sessizce soran kokain satıcılarını veya kapkaççıları da görmek mümkün. Tüm bunlara rağmen Red Light District güvenli ve görülmesi gereken bir yer diye düşünüyorum.

Gezilen YERLER

✓ Amsterdam
✓ Bulldogs
✓ Coffee Shops
✓ Dam Meydanı
✓ Grasshoppers
✓ Heineken Deneyimi
✓ Red Light District

NOT

Amsterdam deyince ilk akla gelen uyuşturucu satılan kafeleri ve Red Light Districts olmasına rağmen, laleleri, peynirleri, kanalları, bisikletleri, ve daha birçok farklı özelliği ile anılabilecek bir şehir Amsterdam…

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir