Çin Halk Cumhuriyeti

P1090007-680x508

İngiltere’den kesin dönüş yaptıktan sonraki ilk seyahatime Çin ile başlıyorum. Çocukluk arkadaşım Semih görev gereği Şangay’da yaşıyor ve bu fırsatı kaçırmak istemiyorum.

Gece 23.20 de bindiğim THY uçağı yaklaşık 11 saatlik uçuştan sonra ertesi gün 17.35’te Şangay Pu Dong havalimanına iniyor. Şangay 23 milyonluk nüfusu ile Çin’in ve dünyanın en kalabalık şehri, Pekin Ankara ise Şangay Istanbul, işte öyle birşey. Semih beni karşılıyor ve 10 günlük Şangay maceram başlıyor. Pu Dong Havalimanı’ndan şehir merkezi yaklaşık 30km kadar uzak ve bu mesafeyi “Maglev Treni” ile 6-7 dakikada alabiliyorsunuz ve fiyatı sadece 10 USD. Tren saatte 400km ye kadar hızlanabiliyor dediler ama 7 dakikalık yolda 301 km/saate kadar çıkana kadar yol bitti göremedik 400 ü :)

Şehirde binlerce motorsiklet ve binlerce bisikletli sürücü var ama seyahat ederken mutlaka taksileri kullanın. Ben bir günlüğüne de olsa halkın adamı olacağım, toplu taşımayı kullanacağım dedim, o gün kabusum oldu. Hani belediye otobüslerinin ön kapısından insanlar içeri saldırır, sadece bir kişilik yer vardır ve zorla binersiniz, şöför kapıyı kapatır ve sırtınız kapıya sıkışmış, yüzünüz de otobüsün ön camına yapışmış şekilde ön sağ köşede gidersiniz ya, yol ayağınızın altından geçer gider hani, işte öyle gidiyoruz, sanki şöför koltuğundaymışım gibi tüm şehri seyrederek ilerliyoruz. Tam bir kavşağa geldik, otobüs yavaşladı ama yanımızdan giden motorsiklete sağdan gelen araç öyle bir çarptı ki, motorun sürücüsü tam gözümün önünde havaya uçtu ve cansız bir şekilde 10m ileriye düştü. Trafik durdu, birkaç dakikalık konuşmadan sonra adamın üzerine gazete kağıtları serildi ve sanki hiçbirşey yokmuşcasına herkes yoluna devam etti. Ülkenin nüfusu 1.5 milyar olunca bir eksik bir fazla ne fark eder diyesi geliyor insanın ama o adamın da eşi dostu sevdikleri var be kardeşim, iki gün doğru düzgün uyku uyuyamadım. O yüzden ilk tavsiyem, taksilerden şaşmayın.

Gelelim Şangay’daki gezilecek yerlere..

Nanjing Street…

Şehrin en ünlü caddesi olarak biliniyor. Yaklaşık 5-6 kilometre uzunluğu olan caddede aklınıza gelebilecek bütün ünlü markaların yanında, yüzlerce yerel mağaza var ki bunlar bence ünlü mağazalardan çok daha ilgi çekici. O kadar çekik gözlü pigmenin yanında caddede gezerken anında dikkat çekiyorsunuz ve dakika başı ufak tefek kızlar yanınıza gelip yarım yamalak bir İngilizce ile “Hello, where are you from?” demeye çalışıyor. Noooluyo lan? demeden sizi bir cafeye davet ediyorlar. Aman diyim yok “İngilizce pratik yapmak istiyorum”,  yok efendim “çok yakışıklısın”, aman “bana Türkiye’yi anlat” vs lere inanmayın, bir kahveye 500 USD ödemek istemiyorsanız direk kaçın J Onlar dışındaki saat, çanta vs satmaya çalışanlar masum ama yine de cüzdanlara dikkat !

Copy Market…

Bence Şangay’de görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Burası bizim Kapalıçarşı kadar büyük, içerisinde binlerce ufak tezgaın olduğu ve her tezgahta dünyaca ünlü markaların farklı kalitelerde yüzlerce çeşit ürününü bulabileceğiniz devasa bir halk pazarı gibi. Nanjing Street’te yolunuzu kesip saat, çanta satmaya çalışanlara inanıp sokak aralarındaki dar binaların üst katlarındaki gizli depolara tırmanmak yerine bence direk buradan alışveriş yapın. Buradaki en önemli husus tabii ki yine pazarlık. Sakın “ulan biz Türk’üz yemeyiz bunları” demeyin. Pazarlığın ucu bucağı yok. Adam 80 USD diyor, oha lan en fazla 30 USD veririm diyorum, anında tamam diyor, almıyorum, 10 dakika sonra dönüp 15 USD vereyim diyorum, ona da atlıyor hemen. Acımak yok J Markette tam bir günümü harcadım, birkaç tane iyi kalite Rolex ve Tag Heuer saat, bir çakı, dürbün ve fener seti, yıllarca dağlarda giyebileceğim kalitede süper bir Annapurna marka kar montu, birkaç tane ufak elektronik araç, kocaman bir Samurai kılıç seti, kimono elbiseleri, aslan heykelleri ve eş dosta onlarca hediye aldım. Hepsi bir valizden fazla tuttu ve gerçekten çok az bir para ödedim.

People’s Square…

Şehrin ortasında, etrafı hükümet binalarıyla çevrilmiş, ortasında da Şangay Müzesi, havuzlar ve AVM bulunan meydan. Yaz aylarında meydanda uçurtma uçuran Çin’li çocukları görürseniz, mutlaka bir uçurtma alıp onlara eşlik edin, büyük eğlence.

Jade Buddha Temple…

Sanırım yeşim taşından yapılmış Çin’deki en büyük ve en meşhur Buddha heykeli. Heykel Burma’dan getirilmiş ve 3 ton ağırlığındaymış, üzerinde de Çin’li sanatçıların yaptığı altın işlemeler var. Ziyaret edip bir iki dua okumakta fayda var, belli mi olur, belki işe yarar…

Şangay Museum…

İçerisinde birçok salon ve binlerce çeşit tablo, heykel, seramik ve ahşap ürünler ve tarihi eserler bulunan müze. Müze severler için..

Oriental Pearl TV Tower…

468m yüksekliğindeki kule bir zamanlar Asya’nın en yüksek kulesi, dünyanın da 3. Büyük TV kulesiymiş. Kulenin 350. metresinde turistlerin hizmetine sunulan Space Module kısmı var, buradan bile aşağıya bakmak ürkütücü J Kule bazı günler kapalı  dikkat !

Gece Hayatı…

Şangay’da bir kaç gece dışarıya çıktık ama gece hayatını pek çözemedim, zaten öyle aktif bir gece hayatı da yok bence. Gözüme çarpan birkaç farklı eğlence mekanını anlatayım. Öncelikle Çin’de “barber shop” olarak geçen, dışarıdan bakıldığında hakikaten berber koltukları olan ama içeride birbirinden güzel mini etekli kızların bulunduğu, hemen girişin iki tarafında spiral şeklinde yanan kırmızı beyaz siyah ışıkların olduğu, genellikle iç kısmı pembe ışıklarla donatılmış dükkanlar var. İçeriye girmediğim için neler olup bittiğini anlatamayacağım ama çıkanların mutlu bir şekilde ayrıldıklarına şahit oldum, nasıl bir traşsa artık J

Şangay’daki bir diğer eğlence mekanı ise KTV ler. Ortada müziğin ritmine göre hareket eden devasa bir dans pisti, dev bir ekran, etrafta masalar, her masanın üstünde bir bilgisayar, başında da bir garson bekliyor. İçeri girer girmez hemen masanıza içki ve çerez servisi başlıyor, bildiğiniz karaoke barlar gibi bir mekan, özel oda da seçebiliyorsunuz. Ama burada siz parçayı masanızdaki bilgisayardan seçiyorsunuz, sıra size gelince garson mikrofonu size getiriyor. Bazı KTV lerde güzel kızlar var bunları da şarkı söylerken yanınıza davet edebiliyorsunuz ama “hello” bile diyemiyorlar. Türklere bayılıyorlar, hele Tarkan’dan bir parça seçip söylerseniz içki ısmarlayanlar, yanınıza gelip tanışmaya çalışanlar, saçma sapan gülüp, zıplayıp el kol hareketi yapan ve çığlık atanlar, her türlüsü var burada. Hani birileri arada bir İngilizce parça seçse tamam ama bir süre sonra Çin müzikleri karın ağrısı yapmaya başlıyor. Tek tavsiyem KTV yi siz seçin, sizi davet eden kızların istediği mekanlara gitmeyin ve mutlaka girişte fiyatları sorun. 1-2 saatlik enteresan bir eğlence.

Bunlar dışında şehirdeki üniversite gençliğinin ve expat ların takıldığı çok güzel barlar da var, buralarda da birkaç saat geçirip dünya müzikleri ile de eğlenebilirsiniz.

Masaj Salonları…

Yok yok bunlar harbiden, gerçek, bilimsel masaj salonları. Gittiğim ilk gün Semih bahsediyor, bizim devamlı gittiğimiz bir yer var diye, “Olm bi sakatlık olmasın” diyorum, yok abi bunlar iyi diyor, e hadi görelim bakalım şu sihirli elleri diyorum. Bırak salonun ismini hatırlamayı, zaten okuyamadım ki anasını satayım, herşey Çince bu ülkede. Bir megalomanlık, bir dünyayı ben yarattımcılık hakim, dünya ile iletişim sınırlı, her yerde Çin bayrağı, generallerin, askerlerin, uçakların, tankların görüntüleri, tam bir komunist rejim örneği, herkes kurşun asker gibi sus pus kuzu kuzu işten eve evden işe koşturuyor. Neyse girdik masaj salonuna, “abi masözü sen seçiyorsun” diyor Semih, “Valla mı lan?”, heyecana bak… “Nihao, nihao ma” vs selam faslından ve ödemeyi yaptıktan sonra getirin lan şu kataloğu seçim yapacağım diyorum. Hani şu eski aile albümlerimiz vardır ya, basılı fotoğrafları jelatinlerin altına koyduğumuz, hah işte onun gibi kalın, eskimiş, kocaman bir albüm geliyor. Her terapistin resminin altında (sanıyorum) aldığı eğitimler, tecrübeleri, ödülleri vs var ama yine Çince tabii ki, ben de çaresiz bir şekilde bunları anlamadan, gördüğüm en çıtır kızı seçiyorum. Seçimlerden sonra resepsiyondaki çocuk bizi odamıza götürüyor, iki masaj masası olan bir oda burası. Çok ince ketenden yapılmış rahat bir pijama şeklinde elbiseler veriyorlar, masajda çıplak vücuda temas yok. Semih ile aynı odadayız, elbiseler giyilmiş vaziyette kurbanlık koyun şeklinde bekliyoruz. Kapı çalıyor ve içeriye ellerinde birer tepsi ve yeşil çay olan iki minik kız geliyor, stajyer ortaokul öğrencileri gibiler, tabii ki İngilizce yine yok. Çayları içerken acaip bir geyik dönüyor aramızda ama bu kızlar gitse, masözler gelse de başlasa artık şu diyorum. Çaylar bitiyor kızlar bizi masaj masalarına davet ediyor. Nasssı yani, olm bu kız daha 14 yaşında gibi lan, boyu belime bile gelmiyor, bu mu masaj yapacak? Hani tecrübeler, eğitimler, ödüller vs vardı? Bi bok anlamadım bu işten ama uzandım masaya. Masaj yapabilmek için tabure kullanıp masanın üzerine çıkan o minicik kıza Allah öyle bir bilek ve güç vermiş ki, her bir dokunuşunda inim inim inletiyor yemin ediyorum. Sırtımdaki her bir problemli noktayı, kuluncu anında bulup “tinchi, tinchi “ gibi birşey söyleyip dirseği ile müdahele ediyor ama gerçekten canım yanıyor. Öyle olurmuş, ama bir hafta böyle gidip gelsem bişiciğim kalmazmış, hadi lennnn… Şaka bir yana hakikaten profesyoneller ve işlerini bilerek yapıyorlar, masaj sırasında ve sonraki birkaç saat gerçekten acı içinde geçiyor ama sonrasında gerçekten farklılığı hissediyorsunuz, denemekte fayda var…

Yemekler…

İşte zurnanın zırt dediği yere geldik. Semih acaip yemek seçer, o yüzden annesi İpek teyze uçuştan önce bana bir valiz yemek gönderdi. Gözlemeler, kıymalı börekler, kekler, yaprak sarmalar, makarnalar, kalıp kalıp kaşarlar, kutu kutu zeytinler, salam, sucuk, vallahi tam bir valiz doldu. Ben de yemek seçmem, her türlü sakatat neyin yerim, yeni tatlara mutfaklara her zaman açığımdır ama bu ülkede yemek yemek gerçekten problem.

Bir valiz yemek bize ancak birkaç gün yetti, sonraki günlerde Semih işteyken ve tek başıma şehri gezerken genellikle Mc.Donald’s, Pizza Hut veya gerçekten ne olduğunu bildiğim uluslararası restoranlarda yedim. Bir akşam muhteşem bir Pekin ördeği yedik. Hani derler ya, kazı Kars’ta yiyeceksin, sanırım öyle birşey bu. Pekin’de değildik ama ördek yine de muhteşemdi. Bir diğer akşam ismi sanırım Anadolu olan bir Türk restoranına gidip rakı, kebap keyfi yaptık. Başka bir akşam Semih bizi enteresan bir yere götürdü. Bir fırın tepsisi bir porsiyon olan, ceviz kıracağı ile 2 saat uğraş sonucunda 50gr lezzetli bir et çıkan deniz böceklerinden oluşan bir menü ile mücadele verdik ama denemeye değerdi.

Şangay’da deniz mahsulünün her türlüsü, çeşit çeşit ördek menüleri, her türlü noodle, çok güzel biralar vs var ama gelin size bu şehirde yiyebileceğiniz birkaç yemek örneği sayayım :

Istanbul’daki Çin restoranlarında da olan siyah çin mantarlı noodle – Çok güzeldi

Çin mantısı – Mandalina büyüklüğünde ama sosuyla birlikte 50 tane olsa yerim , enfesti..

Kaplumbağa Çorbası – Akvaryumdan hayvanı alıp önünüzde kabuğunu parçalıyorlar, iyyyyk..

Güvercin Çevirme – Yeni Cami’de yem attığınız güvercinlerle aynı valla, kafasıyla birlikte pişiriyorlar hem de…

Deniz Tarağı (Panopea Abrupta) – Burada yorum yapmayacağım, google edin görün bakalım denizden babanız çıksa yeniyor mu?

Gözünüzün önünde öldürülen 2-3 kiloluk bir kurbağanın kuşbaşı etleri ile yapılan sebzeli yahni…

Haşlanmış civciv cenini, tam kırılmak üzere olan yumurtaları haşlıyor hayvan herifler…

Arı kızartması, geyik plesentası, su böceği, yılan, köpek vs daha sayayım mı? Nüfus 1,5 milyar olunca ne bulsa yiyor bu adamlar, yurdumun o güzel mutfağına kurban olayım..

İşte tarihi, gezilecek yerleri, gece hayatı, sosyal hayatı ve kendine has mutfağı ile böyle bir şehir Şangay. Bu arada ülkeye girerken binbir güçlükle vize alıyorsunuz ya, üstüne bir de “Ulan o kadar para harcayıp buraya gelen kapitalistlere bir komunist tokadı da giderken çakalım” dercesine ülkeyi terkederken de 50 Yuan daha harç alıyorlar yine, aman ülkede tüm paranızı bitirmeyin.

Gezilen YERLER

✓ Copy Market
✓ Nanjing Street
✓ Oriental Pearl TV Tower
✓ People’s Square
✓ Shanghai

NOT

Tarihi, gezilecek yerleri, gece hayatı, sosyal hayatı ve kendine has mutfağı ile enteresan bir şehir Şangay…

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir