Avusturya

CNV00018-680x390

Bir sonbahar günü, Putney Mc Donald’s ın mutfağında Big Mac ler ile boğuşurken “Bu haftasonu ne yapsak?” diye başlıyoruz yine Deniz’le. Uzun sohbetler sonunda, hazır vizemiz de varken Avusturya’ya karar veriyoruz, hemen Ryanair’den biletler alınıyor, ufak bir internet araştırması yapılıyor ve herşey hazır.

Almanya, İsviçre, Liechtenstein, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya ve Macaristan ile sınırı olan Avusturya aslında Avrupa’nın tam merkezinde olan bir ülke. Slazburg şehri, daha çok Mozart ile anılan, Avusturya Alpleri ve Salzkammergut gölleri arasına oturtulmuş bir şehir.

Salzburg’un ana caddesi Getreidegasse, zarif eski evler ve büyük dekoratif demir arslan işaretleri ile çevrili, her zaman turistlerle dolu dar bir cadde. Wolfgang Amadeus Mozart, bu caddedeki 9 numaralı evde 1756 yılında doğmuş ve 17 yıl burada yaşamış, Bu ev daha sonra müze haline getirilmiş ama Mozart’ın birkaç şahsi eşyası ve kullandığı müzik aletleri dışında görecek pek fazla birşey yok.

Konakladığımız Yo-Ho Uluslararası Gençlik hosteli, nehrin diğer tarafında bulunan ve daha çok gençlerin ve öğrencilerin tercih ettiği bir hostel. Henüz acemilik dönemlerimizde olduğumuz için, kalacağımız odanın 7-8 kişilik bir oda olduğunu ancak odaya girince anlıyoruz ve hemen ranzaların alt katlarında iki yer kapıyoruz. Odada kalan diğer kişilerden dördünün bayan olduğunu, ancak gecenin bir vakti onlar odaya girince anlıyoruz ki gezimiz bir anda heyecan kazanıyor.. Otellerden verilen misafir kartlarını devamlı yanınızda bulundurun, bunlar teleferik, tren, müze giriş vb yerlerde çok faydalı oluyor.

Önce bir otobüse binerek dağın eteğine gidiyor ve oradan bir teleferik yardımı ile dağın yarı yüksekliğine kadar çıkıyoruz. Daha sonra dağın tepesindeki devasa mağaraya ulaşabilmek için dönemeçli patikalardan yaklaşık 2 saat boyunca tırmanıyoruz. Sıcaklığın bazı yerlerde -10 C ye kadar düştüğü buz mağaralarının içerisindeki yaklaşık bir saat süren yürüyüşten sonra, yaklaşık 2000 m yükseklikteki chalet/pub türü bir yere erişiyoruz ve sıcak güneş kemiklerimizi ısıtmaya başlıyor. Bir saatlik dondurucu mağaralardan sonra sıcak güneşin altında ve 2000 m yükseklikte meşhur Stiegl biralarımızı yudumlamaya başlıyoruz, ne muhteşem bir duyguydu…Manzara ve biranın etkisiyle zamanın nasıl geçtiğini farketmemiş olmalıyız ki bir anda “Biz aynı yolu nasıl geri döneceğiz ya” diye panik yapmaya başlıyoruz, son teleferiği de kaçırmamız bunun üzerine tuz biber oluyor. Geriye bir tek yol kalıyor, o da dağın diğer tarafından aşağıya doğru yürüyerek (teleferik olmadan !!!) Almanya sınırından girmek ve şehiriçi otobüse binerek Almanya’dan Avusturya’ya gitmek. J Zorlu patikalardan yaklaşık 4 saatlik bir uğraştan sonra dağın eteğine ulaşıyor ve gördüğümüz ilk otobüsle Salzburg’a geri dönüyoruz, ne maceraydı ama..

Benim için Salzburg’un en güzel kısmı, Dachsteinberg dağına tırmanmak, tepede bulunan Eishole – buz mağarasını ziyaret etmek, daha sonra oradan dağın diğer tarafındaki Alman sınırına yürüyerek inerek aslında gerçek bir sınır olmayan yerden elimi kolumu sallaya sallaya Almanya topraklarına girmekti J

Oteldeki kısa bir dinlenmeden sonra tekrar Salzburg gecelerine akalım diyoruz ama o kadar yorgunluğun üzerine yaptığımız tek şey, şehir merkezinde gördüğümüz bir Türk restoranına girip güzel bir iskender ve ayran ziyafeti çekmek oluyor, dünyanın her yerinde bir Türk kebapçısı olması ne güzel…

Ertesi sabah erkenden peynirleri ile ünlü yerel pazarları gezmek için yola çıkıyoruz. Salzburg katedralinin önüne kurulan bu pazardaki devasa boyutlardaki ev yapımı peynirlerin yanısıra taze yerel meyve ve sebzeler, egzotik gıdalar, et ve kümes hayvanları, deniz ürünleri, sıcak ekmek, kek, hamur işleri vs ne ararsanız var. Büyükçe bir parça taze ev yapımı peynir, sıcak bir ekmek, büyükçe bir dilim kek, sıcak bir fincan çay ve inanılmaz nehir manzarası dönüş yolculuğu öncesinde ilaç gibi geliyor…

Gezilen YERLER

✓ Alp Dağları
✓ Dachsteinberg Dağı
✓ Getreidegasse Caddesi
✓ Mozart’ın evi
✓ Salzkammergut gölleri

NOT

Dachsteinberg dağına tırmanmak, tepede bulunan Eishole – buz mağarasını ziyaret etmek, oradaki pubda buzzz gibi bir Stiegl birası içip, daha sonra oradan dağın diğer tarafındaki Alman sınırına yürüyerek inerek aslında gerçek bir sınır olmayan yerden elimi kolumu sallaya sallaya Almanya topraklarına girmek paha biçilemez..

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir