Almanya

CNV00016-680x390

Almanya’ya ilk seyahatim 2000 yılında Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazandığı serinin ilk maçlarından olan Borussia Dortmund maçı içindi. 2000 yılının Mart ayında Londra’dan Easyjet ile Frankfurt’a uçuyoruz ve arkadaşım Ahmet’in kuzeni bizi karşılıyor, Frankfurt’ta biraz zaman geçirdikten sonra araba ile Dortmund’a geçiyoruz.

Tarih 2 Mart 2000, şehre girer girmez etrafta o günkü maç için dünyanın dört bir yanından gelmiş olan Türkleri görünce hayrete düşüyoruz. Sanki şehir boşalmış, tüm Almanlar gitmiş yerlerini Türkler doldurmuş. Stadyumun önünde dönerci, köfteci, bayrakçı falan ne ararsanız var, tam bir Ali Sami Yen atmosferi hissediliyor, Türkler Dortmund taraftarlarının kombine biletlerini bir maçlığına satın almışlar ve 60.000 kişilik stadın neredeyse 50.000 kadarı Türk taraftarlarla doluydu. Galatasaray Hakan ve Hagi’nin iki muhteşem golü ile Dortmund’u 2-0 yeniyordu. Maç çıkışı hemen Wuppertal’a geçip geceyi Ahmet’in akrabalarında geçiriyor ve ertesi gün Frankfurt’a doğru yola çıkıyoruz.

Frankfurt…

rankfurt’ta sadece bir gece kalıyoruz ama bence 2 gün yeterli bir zaman. Şehrin göbeğinde bulunan, genel olarak bankalar ve finans firmaları tarafından kullanılan ve “Frankfurt am Main” ismini “Mainhattan” olarak değiştiren Avrupa’nın en yüksek gökdelenleri mutlaka görmeye değer. Gökdelenlerin hemen ilerisinde bulunan River-Main nehri ve üzerindeki demir köprüden geçerek nehir boyunca yürüyüş yapabilirsiniz. Her ne kadar gökdelenlerden pek birşey göremeseniz de, yüksek binaların tepelerinde bulunan restorant ve barlardan şehir izleyebilirsiniz.

Frankfurt’ta gözüme çarpan başka birşey ise, şehir çok temiz ve herkes çevreye duyarlı bir şekilde yaşıyor. Şehrin her yerinde farklı renklerde boyanmış kağıt, cam, plastik vs için geri dönüşüm kutuları var ve insanlar bunları ciddi anlamda ve doğru olarak kullanıyor. Dünyadaki her şehir bu kadar önem gösterse ne güzel bir dünyamız olurdu…

Frankfurt’ta gece hayatı ve partiler çok yaygın durumda. Finans firmalarında yorulan insanlar mesai biter bitmez kendilerini barlara ve kulüplere atıyorlar, genel olarak ya öğrenci partileri veya çalışan profesyonellere hitab eden daha kaliteli ve pahalı partiler yapılıyor. Özellikle Sachsenhausen bölgesindeki barlar ve kulüplerde “Happy Hour” indirimleri oluyor, bunları mutlaka takip edin.

Münih…

Almanya’ya ikinci seyahatim Ekim 2001’de bir tesadüf sonucuydu. Avusturya Salzburg’dan tırmandığımız Dachsteinberg dağından aşağıya inen son teleferiği kaçırınca, dağın diğer tarafında bulunan patikalardan saatlerce süren yürüyüş sonunda Münih’e iniyoruz. Hayatımda ilk kez iki Avrupa ülkesi arasındaki sınırdan elimi kolumu sallaya sallaya geçiyorum, çok enteresan bir duygu. O geceyi ve ertesi günü hiç yabancılık çekmeden “Bize her yer İstanbul” rahatlığıyla Münih’te geçiriyoruz.

Berlin…

Almanya’ya iki kez gitmiş olmama rağmen Berlin’i ziyaret etmeyi her zaman düşünüyordum ve 2003-2004 yılbaşındaki Avrupa turumuza Berlin’i de dahil ettik, daha doğrusu 2004 yılının ilk iki gününü Berlin’de geçirdik.

Berlin çok büyük bir şehir ve öyle yürüyerek gezilebilecek küçük bir tarihi mekanı olan veya bir günde gezilebilecek bir şehir değil. Mutlaka toplu taşımayı ve özellikle Berlin’de çok yaygın olan metroyu kullanmanız gerekiyor.

Berlin Duvarı…

Berlin deyince herkesin aklına gelen ve ilk ziyaret edilmesi gereken yer tabii ki Berlin Duvarı’nın kalıntılarının olduğu bölge. 28 yıl boyunca süren bölünmüşlüğü, Nazilerin yükselişi ve gerileyişini en çok yaşayan şehir Berlin ne yazık ki bu iki kötü konu ile anılıyor.

1948 yılındaki savaştan sonra şehir ikiye bölünüyor ve 1961 yılında şehri Doğu ve Batı olarak ikiye bölen meşhur duvar inşa ediliyor. 1989 yılındaki büyük kutlamalar ile yıkılan duvarın hala bir kısmı ibret ve hatıra olarak bırakılmış ve turistlerin ziyaretine açılmış. Duvarın yakınındaki dükkanlarda size duvarın gerçek parçası olduğu söylenerek satılmaya çalışılan ufak beton parçalarından alabilirsiniz ama gerçekliği ne kadar doğrudur onu bilemiyorum.

Siegessaule – Zafer Anıtı…

Bence gerçekten görülmesi gereken ama daha da önemlisi acilen temizlenmesi gereken bir tarihi yer burası J Ziyaret etmeyi düşünüyorsanız, kulenin içerisinde tepeye doğru yükselen ve sadece 285 basamaktan oluşan merdiveni tırmanmaya hazırlıklı olun.

1873 yılında Prusya’lıların Danimarka, Avusturya-Macaristan ve Fransa’ya karşı kazandığı savaşın anısına inşa edilen bu muhteşem zafer anıtı, Berlin’in en meşhur yerlerinden birisi ve şehrin beş büyük caddesinin birleştiği noktada yer alıyor.

Kulenin tepesindeki noktadan şehrin muhteşem panoramik görüntüsüne ulaşabiliyorsunuz, kuleye tırmanırken de merdivenlerin etrafındaki duvarlarda çoğunluğu Türk’lere ait olan isimler, imzalar, aşk ilanları, şiirler ve resimleri görebilirsiniz.

Gezilen YERLER

✓ Berlin Duvarı
✓ Siegessaule – Zafer Anıtı
✓ Türk Mahallesi
✓ Westfalen Stadyumu

NOT

Türk mahallelerinden zaten kaçamıyorsunuz ama Berlin Duvarı’nı mutlaka görün. Etrafta satılan ufak beton parçaları duvardan değil aman ha 🙂

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir