İlk aşkınızı hatırlar mısınız? Daha konuşmayı bile doğru düzgün öğrenemeden “anne” ve “baba” dan sonra öğrendiğiniz ilk kelimeler nelerdir?

İşte 1978-79 yıllarında başladı hikayemiz, daha 3 yaşındayken Şehremini’ndeki komşumuz Murat abi sayesinde tanıştım ilk aşkımla. Henüz sevgi nedir, sevmek nedir, nasıl aşık olunur, bir insan aşkı için neleri göze alabilir, nelere katlanabilir gibi soruların anlamını bile bilemezken bir anda hayatıma ilk aşkımı getiren Murat abime şimdi ne kadar teşekkür etsem azdır. 1981’de kaderin aşkımızı desteklercesine yaptığı en büyük kıyak sayesinde Mecidiyeköy’e, onun yakınına taşındık, artık ona daha bir yakınım, yıllar ilerledikçe bu aşkın yoğunluğunu daha yakından hissetmeye başlıyorum, onun sayesinde çocukluk ve gençlik yıllarımın geçtiği Mecidiyeköy’e de aşık oluyorum.

Okul çağındaki ilk çantam, kalemlerim, silgilerim, defter kabım, yatak örtüm, elbiselerim, eldiven, çorap, bere, atkı ne varsa aşkımın resimleriyle süslü artık! İşte ben böylesine şanslı bir çocukluk yaşadım. Ama platonik bir aşktı bu… Yıllardır peşindeydim, onunla yatıp onunla kalkıyordum, her yerde onu arıyordum, onu takip ediyordum ama bir türlü kavuşamıyorduk.

İlk aşkım…

İlk aşkım…

Tarih 20 Nisan 1986, kuzenim Ahmet abi bizi ziyaret ediyor ve ona açılıyorum, dayanamıyor, götüreyim seni ona, tanışın artık diyor. Daha henüz 10 yaşındayım ama nasıl bir aşksa bu tarif edilemez bir mutluluk içindeyim. Elimden tutuyor, onun renklerini giyiyorum, onun resimlerini taşıyorum, dışarı çıkıyoruz ve yarım saat içerisinde oradayız işte, sonunda Ali Sami Yen’in tribünlerindeyiz ve kavuşuyorum Galatasaray’ıma. Simoviç, Erhan Önal, Cüneyt Tanman, Erdal Keser, sahadaki herkesin ismini ezbere biliyorum, Trabzonspor ile oynuyoruz, Simoviç devleşiyor, hele bir kurtarışı var ki ömrüm boyunca aklımdan çıkmıyor, maç berabere bitiyor ama olsun kavuştum ya ona sonunda….

İşte böylesine güzel bir duygudur Galatasaray’lılık.. Sadece şampiyonluklarda ve tarihi zaferlerde sevinmek değildir bu. Hayatın boyunca o iki renge aşık olmak, Sarı-Kırmızı olan herşeyi sevmek, çocukken hangi takımı tuttuğunu soranlara yumruğunu sıkarak “Cimbombom” diyebilmek, sabahın köründe Ali Sami Yen’e gidip bilet kuyruklarında elin ayağın donana kadar üşüyebilmek, kötü biten maçların ardından bir köşeye çekilip hüngür hüngür ağlayabilmek, yıllarca o parçalı formaya gönül vermek, maça girebilmek için “Altın Rehber”leri matbaada kestirip konfeti yaptırmak ve onları satarak bilet parası kazanmak, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında Semih ile birlikte sabahın 6 sında stada gidip saatlerce bekleyip belindeki sis bombaları ile Werder Bremen maçına girebilmek, sesin kısılana dek onu desteklemek, 30.000 kişilik Ali Sami Yen stadına 45.000 kişi sokarak kucak kucağa Manchester zaferini izleyebilmek, o armanın uğruna binlere kilometre yaparak deplasmanlara gidebilmek, polis coplarına o formayı siper edebilmek, yurtdışında okurken okul parasını bile denkleştiremezken Dortmund, Chelsea deplasmanlarına gidebilmek, UEFA Kupası’nı kazanınca Londra sokaklarında korkusuzca aşkını haykırabilmek, Süper Kupa’yı Monaco’da yerinde kaldırabilmek, her maçı aynı heyecanla nefesini tutarak izeleyebilmek, her golde yanında duran hiç tanımadığın adama sarılıp öpebilmek, her zaferden sonra arabanın camına oturarak İstanbul sokaklarını şampiyonluk türküleri ile inletebilmek, kısacası onu karşılıksız sevebilmek ve hayatını onun maç takvimine göre kurabilmektir, bir yaşam biçimidir Galatasaray’lılık.

Metin Oktay, Turgay Şeren, Coşkun Özarı’nın hikayeleri ile büyüyüp Tugaylar, Bülentler, Cüneytler, Prekaziler, Hagiler, Popescular, Hakanlar ile Milan, Barcelona, Real Madrid, Liverpool, Juventus, Manchester gibi dünya devlerini dize getirebilmektir. 14 yıl şampiyonluk bekleyip Eskişehir maçında Ali Sami Yen’in beton sıralarına dolan 45.000 sarı kırmızı yüreğin inancı, İsviçre’de 3-0 kazanan Neuchatel teknik direktörünün Ali Sami Yen’deki 5. golden sonraki surat ifadesi, 60 bin gurbetçinin önünde Prekazi’nin Monaco’ya attığı golden sonraki deparı, maçtan sonra İlker Yasin’in “ağlamak istiyorum” nidaları, otuz metreden Schmeichel’i avlayan Arif’in yüzündeki hırs, kolundaki alçı ile kanının son damlasına kadar mücadele eden Bülent’in inadı, 10 kişi kalan arslanların mücadelesine inanamayan Arsene Wenger’in yüzündeki endişe, son penaltıyı atan Popescu’nun sevinç çığlıkları, David Seaman’ın gözlerindeki hüzün ve kupayı alan Fatih Terim’in sevinç gözyaşlarıdır Galatasaray’lılık.

Dünyadaki birçok kişiye Türkiye denince aklına gelen ilk şeydir Galatasaray. Yalnız kaldığın anlarda, her kötü olayın ardında bir anda geçmişi silip seni avutabilecek tarifi olmayan bir duygudur Galatasaray’lılık. Arkadaşına, kardeşine, çocuğuna, torununa aktarabilecek, anlatabilecek efsane hatıraların olmasıdır Galatasaraylı’lık. Hani her hafta haykırıyoruz ya, “şereftir seni sevmek, senle ağlayıp gülmek, Galatasaray sevgisi sürecek sonsuza dek”, işte böyle bir aşk sadakat ister, sabır ister, özveri ister, her zaman her yerde desteklemeyi gerektirir ama ne olursa olsun her şekilde sonsuza kadar sürecek Galatasaray aşkım.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir