Hani herkesin babası dünyanın en iyi babasıdır ya…Baba hep kahramandır, kuvvetlidir, yorulmak bilmez, devamlı vericidir ya… Bizim ailede “baba” yoktur ama, “babacığım” vardır hep, öyle alıştırdı bizi çünkü. Ben de kendi kahraman babacığımın yıllar boyu büyük bir zevkle, hayatın tüm zorluklarına karşı koymak için kullandığı en büyük silahlarından “okuma ve yazma” nın en azından birini kullanmaya çalışarak onu anlatayım dedim.

Erzincan’da doğup, ilkokulu orada okuduktan sonra çalışmak için gittiği Almanya’da geçirdiği beş yılının birikimi olan 3 tane arabayı satarak yaptığı yatırımlar sonucunda elde ettiği dairelerini bizim eğitimimize harcamış bir babadır benim babam. Hangi baba yapar bunu, kaç tane gördünüz çevrenizde?

“Ben Almanya’da insan olduğumu anladım, dünyaya bakış açım değişti, kendimi boşlukta hissettim ve bu cehaletten kurtulmak için döndüm” diye anlatmaya başlar hep. Döner dönmez sadece eğitimine konsantre olabilmek için Hakkari’nin bir köyüne gidip orada ders çalışan, ortaokul ve liseyi dışarından dört yılda bitirip Hürriyet’in ilk sayfasına bile haber olan, belki hayalindeki gibi üniversitede edebiyat hocası olamayan ama bizlere verdiği eğitim ve öğretim sayesinde geldiğimiz nokta ile devamlı gurur duyan  bir babadır benim babam.

Aslan babam benim…

Aslan babam benim…

Daha 6 yaşımdayken elime para verip mahallenin bakkalına gazete almaya gönderen, ama arkamdan da ters birşey olmasın diye takip eden ; sakız, balon ve su satarak özgüvenimizi kazanmamızı sağlayan, ortaokuldayken mahalledeki bayan kuaföründe çırak olarak çalışmaya başladığımda benim haftalığımı kuaföre önceden  verip “sakın bu çocuğa kötü muamele yapma” diye tembihleyen ve bunu da bana 30 yaşımdayken söyleyen bir babadır benim babam.

Hayatım boyunca bana bir kez bile tokat atmayan, kötü söz söylemeyen ve 37 yıl boyunca sadece bir kez, sünnetimden bir gün önce şimdiye kadar bana karşı kullandığı en ağır kelime olan “eşek” için bile hala her defasında bundan duyduğu üzüntüyü dile getiren, şimdi ise tanıdık tanımadık görüştüğü herkese “Bak bunlar benim evlatlarım, ikisi büyük firmalarda yönetici, biri de dersane işletiyor, onlarla gurur duyuyorum” derken yüzünde meydana gelen gurur ve mutluluğu görmenin dünyaya bedel olduğu bir babadır benim babam..

Okulumdaki hiç bir veli toplantısını kaçırmayan, her öğretmenimle tek tek görüşerek bilgi toplayan ve her eve gelişinde de bizi alnımızdan öperek “aferin” diyen, kendi mutluluğundan çok çocuklarının mutluluğu ile mutlu olan, 35 yıldır iki değil bir kez bile tatile gitmeyen, “siz gezin ben gezmiş kadar olurum” diyen,  her yıl bizi tatile gönderip, kendisi evde kalıp tavuklarla, bahçeyle ilgilenen, kitap okuyup kitap yazan  bir babadır benim babam…

Belki aramızdaki yaş farkından dolayı onunla gezip tozamamış, konserlere futbol maçlarına gidememiş, kız arkadaşlarım hakkında konuşamamış olabiliriz ve bu gidişle belki ben de aynı sorunları kendi çocuğumla yaşayacağım. Belki de sadece bu yaş farkından dolayı bir arkadaş gibi olamadığım, ona olan sevgimi açık bir şekilde gösteremediğim, beceremediğim veya cesaret edemediğim ama hayatımın hiçbir evresinde bunu bir eksiklik olarak görmediğim ve görmeyeceğim, ona olan saygım ve bana duyduğu sevgi sayesinde ilkokul yıllarımdaki isteklerimden 35 yaşında aldığım kararlarıma kadar bana her ama her konuda tam destek olan ve güven veren bir babadır benim babam…

Ergenliğim boyunca bana ters gelen bir sürü fikirleri, prensipleri ve tabuları olduğunu düşündüğüm,  ama ben olgunlaştıkça aramızdaki sertliklerin ne kadar anlamsız olduğunu yeni yeni kavramaya başladığım, her sohbetimizde konunun dönüp dolaşıp geldiği hükümet meseleleri hakkında onun sosyalist fikirleriyle benim “kapitalist” dediği fikirlerimin bir türlü orta noktada buluşamadığı,  kim bilir kaç kez onu üzüp, kalbini kırdığım ama bir türlü özür dileyemediğim, bizlere kızgınlığını ifade edemeyen, hep bizi düşündüğü için yapmadığını düşündüğüm ama hep kaşlarını çatıp, uzaklara dalan, “ne oldu” diye sorduğumda susan, ya benim tahmin etmemi bekleyen veya onu anlamamı bekleyen, ancak çok fazla üstüne gidersem ufak ufak iğneli sözlerle kızgınlığını ifade eden ama ne olursa olsun bizi üzmemek için binbir türlü çaba sarfeden bir babadır benim babam…

Hani “Oğul, hayat kısa, kendini sakın sıkıntıya sokma, bugününü yaşa” dersin ya bana hep, işte o hayata attığım ilk adımda tuttuğun elimi aslında hiç bırakmadığını, hala arkamda dimdik bir adamın durduğunu daha yeni yeni farkediyorum babacığım…

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir